Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

tamam gelmek

bir şeye uygun düşmek.

113

tamir görmek

onarılmak, düzeltilmek, yenilenmek: 'Köşk tamir görmekte olduğundan Gazi, bu küçük dairede oturuyordu.' -R. E. Ünaydın.

125

tamire vermek

onarılmak için bir şeyi onaracak kimse veya yere vermek.

104

tamtakır kuru (kırmızı) bakır

boş, bomboş: 'Sütnine yukarı çıktığı zaman ne görsün? Sandık tamtakır kuru bakır.' -R. N. Güntekin.

127

tan ağarmak (atmak, sökmek)

gün doğmaya başlamak, şafak sökmek: 'Artık tan sökünceye kadar gelsin gazeller, şarkılar, feryatlar.' -S. Birsel.

114

tan tuna gitmek

öldürülmek veya başı belaya uğramak.

43

tan yeri ağarmak

sabah olmaya başlamak, ufku belli belirsiz bir aydınlık kaplamak: 'Tan yeri ağarmış, gündüz olmaya başlamıştı.' -A. H. Müftüoğlu.

116

tandem oynamak

sp. kalecinin önünde savunmak amacıyla duran iki oyuncu paslaşarak oynamak.

107

tane bağlamak

meyve veya herhangi bir bitkinin tohumları tane durumuna gelmek.

110

tane tane söylemek (konuşmak)

acele etmeden, seslerin hakkını vererek herkesin anlayabileceği gibi konuşmak: 'Genç kadın ağır adımlarla eski yerine oturdu, tane tane söylemeye başladı.' -A. Gündüz.

102

tanıdık çıkmak

1) önceden birbirlerini tanımış olmak, tanış olmak; 2) bir şeyi daha önceden öğrenmiş, duymuş olmak: 'Sırrı Bey, bu iki ada hemen tanıdık çıktı ve artık oturduğu koltukta büsbütün uzanarak, bekliyoruz paşam, dedi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

112

tanımazlıktan gelmek

bir kimseyi tanıdığı hâlde tanımıyormuş gibi davranmak.

119

tanış çıkmak

daha önceden tanışmış olmak.

115

Tanrı yarattı dememek

Allah yarattı dememek.

117

Tanrı'nın günü

Allah'ın günü: 'Tanrı'nın günü bu pasaj sabahın yedisinden, gecenin yarısına kadar her çeşit insanla dolar taşardı.' -H. Taner.

43

tansiyonu çıkmak (fırlamak, yükselmek)

kan basıncı aniden yükselmek: 'Kocasının hiddetten tansiyonu yükseldi.' -H. Taner.

44

tansiyonu düşürmek

gerilimi azaltmak: 'Hiç değilse önde gelen fırkacıların tansiyonunu düşürmeyi de ümit etmişti.' -T. Buğra.

123

tansiyonu yükseltmek

gerilimi arttırmak.

100

tantana yapmak (etmek)

1) kuru gürültü çıkarmak; 2) gereksiz yere, boşu boşuna konuşmak.

124

tapan çekmek

tapanlamak.

45

tapi kalmak

kumar oyunlarında fişsiz ve parasız kalmak.

112

taraf (tarafını) tutmak

birinden yana olmak, birinin görüş ve düşüncesini desteklemek: 'Benim, daha çok erkeklerin tarafını tutar gibi görünen akıl öğretmelerime hanımlar kızabilir.' -Ş. Rado.

119

taraf çıkmak (olmak)

taraf tutmak.

45

taraf gözetmek

birinden yana olmak: 'Meseleyi taraf gözetmeden aksettirmek için o yazıdan da bir parça almak isterdik.' -O. V. Kanık.

111

tarak vurmak

taramak.

116

tarife gelmemek

açıklanması güç olmak: 'Oysa gece boyunca daracık bir döşekte gözünü kırpmadan uzanmak tarife gelmeyecek kadar sıkıcıydı.' -İ. O. Anar.

40

tarih atmak (koymak)

bir şeyin üzerine tarih yazmak.

118

tarih düşürmek

önemli sayılan bir olayın, çoğunlukla nazım biçiminde söylenen sözlerle, ebcet hesabına göre tarihini belirtmek.

115

tarihe geçmek

önemi bakımından unutulmayacak bir durum kazanmak: 'Bütün ömründe tek bir kitap yazmış ve sadece bu kitabıyla tarihe geçmiştir.' -A. Boysan.

106

tarihe karışmak

unutulmak, yalnız adı kalmak: 'Bir yaş gelir ki ondan sonra ehemmiyet verdiğiniz şeyler tarihe karışmış yani hayattan çıkmıştır.' -A. Ş. Hisar.

41