Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

tefrika çıkarmak

birbirine kötülük etmeye kadar varan sürekli anlaşmazlık yaratmak.

105

teğet geçmek

1) yakınından geçmek; 2) mec. bir konuya üstünkörü dokunmak: 'Birbirine teğet geçmiş iki acılı yaşamın öyküsü radyofonik seslere dönüşür.' -S. İleri.

113

tehdit etmek

1) gözdağı vermek: 'Şimdi yalnızca güvenliğini tehdit edebilecek tehlikeler üzerine düşünüyor.' -N. Hikmet. 2) tehlikeli bir durum yaratmak: 'Şimdi yalnızca güvenliğini tehdit edebilecek tehlikeler üzerine düşünüyor.' -A. Ümit.

117

tehdit savurmak

korkutmak, gözdağı vermek: 'Adam -bunu sizin yanınıza komam, ikinizi de temizleyeceğim- diye tehdit savuruyormuş.' -H. Taner.

106

tehlike atlatmak

büyük zarar ve sıkıntılara yol açacak bir olayı savuşturmak.

96

tehlike çanları çalmak

kötü bir durumun ortaya çıkacağı belli olmaya başlamak: 'Bedenimde tehlike çanları çalmaya başlamış, eklem romatizmasına yakalanmıştım.' -A. Ümit.

110

tehlikeye atılmak

zarar ve sıkıntılara yol açacak bir davranışta bulunmak: 'Şimdilik sizin tehlikeye atılmanıza hacet yoktur.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

103

tehlikeye düşürmek

sıkıntı, üzüntü veya zarar oluşturacak bir duruma sokmak.

110

tek dalmak

sp. güreşte karşı güreşçinin tek bacağını kapmak.

109

tek durmak

uslu durmak, yaramazlık etmemek, sessiz kalmak: 'Keşke tek duraydın da bunlar başına gelmeseydi.' -A. Kulin.

94

tek durmamak

1) bir taraf öbür tarafa karşı bazı hareket ve çalışmalar içinde bulunmak; 2) yaramazlık, çapkınlık vb. yapmak.

106

tek elden

bir yerin veya bir merkezin kumanda ve yönetimi altında olarak.

110

tek geçmek

sadece onunla ilgilenmek, sadece ona önem vermek.

104

tek kürekle mehtaba çıkmak

1) eksik hazırlıkla bir işe kalkışmak; 2) beceriksizce alay etmeye kalkışmak.

38

tek sıra olmak

sıraya girmek, sıralanmak: 'Fabrikaların akşam vardiyaları dağıldıktan sonra işçiler fabrika kapılarında tek sıra oldular.' -L. Tekin.

99

tek vücut olmak

birlikte hareket etmek: 'Birbirimize sımsıkı sarılmış, tek vücut olmuş, sallanıp duruyoruz.' -A. Kulin.

110

tekbir getirmek

Müslümanlıkta Tanrı'nın büyüklüğünü, yüceliğini anmak için söylenen ve 'Allahuekber' sözü ile başlayan duayı okumak: 'Hemen şükran secdesine kapanarak tekbir getirir.' -H. R. Gürpınar.

107

tekeden süt çıkarmak

hlk. olamayacak şeyleri olur duruma getirmek: 'Sen meram ettikten kelli, tekeden süt çıkarırım, ağam! diyordu.' -Halikarnas Balıkçısı.

63

tekelinde olmak

herhangi bir şey tekeli altında bulunmak, elinde tutmak, inhisarında olmak.

112

tekeline (tekellerine) almak

1) bir şeye tek başına sahip olmak, inhisarına almak, patentini almak; 2) mec. fikir, sanat vb. alanda kendi görüşünü hâkim kılmak.

38

teker meker yuvarlanmak

1) döne döne yuvarlanmak; 2) iyi durumda olan bir kişi durumunu birdenbire yitirmek.

107

tekere çomak sokmak

birinin yolunda giden işini aksatan, engelleyen davranışta bulunmak: 'Neden ikide bir tekere çomak sokarlar? Neden kalkınma hamlesine bir tuğla da onlar koymazlar?' -H. Taner.

107

tekerine (tekerinin önüne) taş koymak

tekere çomak sokmak: 'Kırıp geçirmeye niyet etmişti ama ah bu kadın, gene tekerine taş koymuştu.' -O. Kemal. 'Doğrudur dedik herife, tekerimizin önüne taş koyma dedik, anlatamadık.' -K. Korcan.

101

tekme atmak (vurmak)

1) ayakla bir yere sertçe vurmak: 'Kafama bir tekme vurdular, bir şeyler söylenerek bırakıp gittiler.' -M. Ş. Esendal. 2) çifte atmak; 3) mec. ihanet etmek.

103

tekme tokat girişmek

dayak atmak.

36

tekme yemek

1) birinin ayağından darbe almak; 2) ihanete uğramak: 'Bu sefer de heriften bir tekme yersen bir daha belini doğrultamazsın.' -M. Ş. Esendal.

110

tekmil almak

ask. üst, birliğin o andaki durumunu bildiren sözlü bilgiyi asttan almak.

36

tekmil vermek

ask. 1) ast, bir iş ve durum hakkında üste bilgi vermek; 2) ast, üstüne künyesini söylemek.

116

tel çekmek

telle çevirmek, tel germek: Bahçeye tel çektik.

106

tel takınmak

alay teller takmak.

107