Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yüreğine sinmek

içine sinmek.

106

yüreğine su serpmek

bir kimseyi kaygı sebebinin ortadan kalkmasıyla veya yeniden umut verecek bir haberle ferahlatmak: 'Bizim nesil sözü, Selma Hanım'ın yüreğine biraz su serpti.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

115

yüreğini açmak

kalbini açmak, derdini dökmek, içini dökmek, senli benli konuşmak ve davranmak: 'Sanki bana herkese yaptığından fazla yüreğini açardı.' -R. H. Karay.

108

yüreğini ateş almak

aşırı üzülmek, fazla üzüntüden içi yanmak: 'Gülbahar'ın yüreğini ateş almış yanıyordu.' -Y. Kemal.

125

yüreğini boşaltmak (dökmek)

derdini, üzüntüsünü anlatarak hafiflemek.

112

yüreğini dağlamak

acıyla ve özlemle içi yanmak, acıyla kıvranmak.

125

yüreğini kaplamak

endişe ve üzüntü duymak: 'Onu tanıyamamak sinsi bir korku gibi yüreğini kapladı.' -O. Aysu.

116

yüreğini kemirmek

içini kemirmek, tedirgin olmak: 'Güzelliğine pek güvenen Zişan'ın yanında bu kadar zavallı kalışı yüreğini kemirip duruyor.' -H. R. Gürpınar.

104

yüreğini pek tutmak

kendini korkuya kaptırmamak.

114

yüreğini serinletmek

üzüntüsünü azaltmak.

44

yüreğini tüketmek

bir şey anlatmaya çalışarak yorulmak: 'Aman, dedi. Yüreğimi tüketeceğime her işi kendim yaparım, daha iyi...' -Y. K. Karaosmanoğlu.

108

yüreğinin başı sızlamak

yüreği sızlamak.

110

yüreğinin yağı (yağları) erimek

1) çok üzülmek; 2) çok korkmak.

59

yürek burkmak

insanın içini acıyla doldurmak, insana çok üzüntü vermek: 'Yörede, şimdi yürek burkan bir suskunluk vardı.' -T. Buğra.

112

yürek paralamak

çok üzmek: 'Son yürek paralayıcı yalvarmama aldırış etmedi.' -H. R. Gürpınar.

111

yürek soğutmak

sevmediği birinin bir felakete uğramasına sevinmek: 'Seyrimize çıktınız değil mi? Yürek soğutuyorsunuz değil mi? Allah sizi bizden besbeter etsin inşallah!' -O. Kemal.

114

yürek tüketmek

yüreği tükenmek.

42

yürek vermek

yüreklendirmek, cesaretlendirmek.

104

yüreklilik göstermek

korkmamak, cesur davranmak.

113

yüreksizlik göstermek

korkmak, ürküp kaçmak: 'Tek üzüldüğüm, gecenin büyüsünü yitirmemek için masadan erken kalkmak yüreksizliğini göstermem.' -T. Uyar.

38

yürekten çağırmak

aşırı derecede arzu etmek, istemek: 'Bu kadar yürekten çağırma beni / Bir gece ansızın gelebilirim' -Şarkı.

120

yürü ense tıraşını göreyim (görelim)

alay görüştüğü kimseye gitmesini söylemek veya görüşmeyi kısa kesmek için kullanılan bir söz.

46

yürürlüğe girmek

bir kanun, bir karar, bir iş uygulanır, yapılır duruma gelmek.

35

yürürlüğe konmak

bir kanun veya bir karar uygulama alanına konulmak: 'Ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen ... antlaşmalar ... yayımlanma ile yürürlüğe konabilir.' -Anayasa.

108

yürürlükte bulunmak

bir kanun veya bir karar uygulama alanında olmak: 'Kimse, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz...' -Anayasa.

42

yürürlükte kalmak

bir kanun veya karar geçerli olmaya devam etmek.

113

yürürlükten kaldırmak

uygulanmaz duruma getirmek: 'Öte yandan, dünyadaki sorunların çokluğu da uykuyu yürürlükten kaldırmaya yetmez.' -S. Birsel.

48

yürüyüş düzenlemek

bir olayı protesto etmek veya bir konuya dikkat çekmek amacıyla toplu yürüyüş tertip etmek: 'Toplantı ve gösteri yürüyüşünü düzenleme hakkını kullanmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanununda gösterilir.' -Anayasa.

107