Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yürüyüş yapmak

1) spor amacıyla yürümek: 'Bir gün Küplüce arkalarında uzun bir yürüyüş yapmış.' -H. Taner. 2) bir olayı protesto etmek veya bir konuya dikkati çekmek amacıyla topluca yürümek.

114

yürüyüşe çıkmak

dolaşmaya, gezintiye çıkmak.

112

yürüyüşe geçmek

1) bir yerden başka bir yere gitmek için yürümeye başlamak: Askerler yürüyüşe geçti. 2) bir yeri almak için o yöne doğru ilerlemek.

121

yüz aklığı göstermek

bir işte başarıya ulaşmak: 'Arkadaşları arasında sivrilmiş, birçok savaşlarda yüz aklığı göstermiş cesur bir kaptandı.' -F. F. Tülbentçi.

113

yüz bulmak

ilgi ve yakınlık görmek: 'Akça pakça bir hanım gördü mü biraz da yüz buldu mu hemen bohçacı madamlardan birini evine gönderir, pırlanta gerdanlık vadedermiş.' -S. M. Alus.

112

yüz bulunca astar istemek

yüz verince astar istemek.

101

yüz çevirmek

gösterdiği ilgiyi kesmek: '... vergi kâtibinden yüz çevirmişler, kendisine hasım olmuşlardı.' -E. E. Talu.

130

yüz etmek

hlk. ısmarlamak, havale etmek.

111

yüz geri etmek

geri döndürmek.

41

yüz göstermek

ortaya çıkmak.

106

yüz göz olmak

biriyle gereksiz yere, aşırı derecede senli benli olmak.

48

yüz karası olmak

utanılacak bir durum ortaya çıkmak.

102

yüz kızartmak

1) sıkılarak yalvarmak; 2) utandırmak: 'Meşhur bir edibimizin cinsî hayatına dair yüz kızartıcı sözler söylenirdi.' -Y. Z. Ortaç.

110

yüz kızdırmak

utanmayı göze almak.

104

yüz surat davul derisi (mahkeme duvarı)

tkz. utanması olmayanlar için söylenen bir söz.

109

yüz sürmek

aşırı sevgi göstermek için yere eğilmek.

103

yüz takınmak

yüze verilen biçimle bir duyguyu belirtmek: 'Osman Nuri Bey umutsuzluğa düşerek sessiz sessiz ağlamaya başlayınca Seniye Hanım onu teselli için hemen güler bir yüz takınmış, aman ne yapıyorsunuz bey, demişti.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

118

yüz verince astar istemek

kendisine gösterilen küçük bir ilgiden şımararak geniş yetki elde etmeye, daha çok yarar sağlamaya çalışmak.

45

yüz vermemek

1) ilgi, yakınlık göstermemek: 'Sonra geniş bir odada orta yaşlı bankacı kendisine yüz vermeyen yargıcın kızına saldırdı.' -Y. Atılgan. 2) önemsememek: 'Bursa, yeşiline en uygun maviyi kondururken yüksek mimarlarımız renge hiç yüz vermiyorlar.' -B. R. Eyuboğlu.

41

yüz yapmak

makyaj yapmak.

108

yüz yazmak

1) makyaj yapmak; 2) hlk. köy seyirlik oyunlarında taklit edilen kişinin özelliklerini belirtecek biçimde yüz boyamak, maske yapmak.

107

yüz yüze bakmak

arada hatır gönül meselesi olduğu için karşılıklı ilişkiyi korumak zorunda bulunmak.

113

yüz yüze gelmek

1) birden karşılaşmak: 'Tırmanıp gedikten girer girmez toprak dolu çuvallarla burayı tıkamaya çalışan insanlarla yüz yüze geldi.' -İ. O. Anar. 2) bir araya gelmek: 'Bir daha yüz yüze gelmemek için ayrılmışlardı.' -Ö. Seyfettin.

116

yüz yüze getirmek

karşı karşıya getirmek: 'Her fırsatta yavrucakları ölümle yüz yüze getiriyor.' -R. N. Güntekin.

122

yüz yüze kalmak

aynı ortam içerisinde bulunmak.

112

yüz yüze yaşamak

sürekli olarak bir arada olmak zorunda bulunmak: 'Ölümle aylarca yüz yüze yaşamış, hayatımla oyuncak gibi oynamıştım.' -R. N. Güntekin.

35

yüze çıkmak

1) bir sıvının üst bölümüne çıkmak; 2) belli olmak, açığa çıkmak, belirmek: 'Evimizde artık pek de gizli tutulamayarak yüze çıkmaya başlayan bu rezalet yani gelin ve damat arasındaki bu sevda alışverişi böyle devam edip duracak mı?' -M. Ş. Esendal. 3) yüzsüz olmak, şımarmak.

122

yüze duramamak

birinin hatırından çıkamamak, birinin hatırını kıramamak: 'Belki ihtiyaçları olur isterler, yüze duramam.' -R. N. Güntekin.

103

yüze gelmek

çekinmemek: 'Ne ben yüze gelip sorabiliyordum ne de o cesaret edip anlatabiliyordu.' -A. Ümit.

111

yüze gülmek

1) yalandan dost görünmek; 2) sevimli, alımlı görünmek.

41