Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

yüzüne bakmaya kıyamamak

biri çok güzel olmak.

95

yüzüne bir daha bakmamak

darılıp konuşmamak.

113

yüzüne duramamak

dayanamamak, bir isteğe hayır diyememek, kıramamak: 'Aman sayın bayan beni çağırmayınız. Güzel yüzüne duramam, içeri girerim. Girince de...' -M. Ş. Esendal.

117

yüzüne gözüne bulaştırmak

bir işi becerememek, bozmak: 'Onun bu işi nasıl olup da yüzüne gözüne bulaştırdığını bir türlü anlayamadım.' -E. E. Talu.

113

yüzüne gülmek

1) dostmuş gibi görünmek: 'Köylünün yüzüne gülüp arkadan jurnalliyormuş.' -E. Işınsu. 2) dostluk göstermek, ilgi göstermek, alakalanmak: 'Köyde, ondan başka yüzümüze gülen, bize yol gösteren olmadı.' -Ö. Seyfettin. 3) temizliği, yeniliği dolayısıyla ferahlık vermek: 'Banyo, tuvalet, vesair kısımlar, o ne temizlik, o ne genişlik, insanın yüzüne gülen o ne ferahlıktı.' -H. R. Gürpınar.

107

yüzüne kan gelmek

sağlığı yerine gelmek, benzinin solgunluğu geçmek.

112

yüzüne tükürseler yağmur yağıyor sanır

çok arsız ve onursuz kimseler için kullanılan bir söz.

109

yüzüne vurmak (çarpmak)

ayıplayarak kusurunu yüzüne söylemek: 'Bir büyük kabahatim varmış da yüzüme vuracaklarmış gibi açıp okumaktan çekiniyorum.' -A. Gündüz.

123

yüzüne yazmak

hlk. gelinin yüzünü süslemek.

125

yüzünü buruşturmak (ekşitmek)

yüzüne öfke ve hoşnutsuzluk gösteren bir biçim vermek: 'Yüzünü buruşturuyor Fuat, ukalalığından sıyrılıyor, üzüldüğü belli.' -A. Ümit. 'Ağır işler görüp de güler yüzünü ekşitmemeyi ve kimseyi incitmeden yaşamayı analar bu adamlara öğretmeli idiler.' -M. Ş. Esendal.

113

yüzünü duvara yapıştırmak

ilgiyi kesmek: 'Artık anlaşabileceğimizi sanmıyorum, diyerek herifin yüzünü duvara yapıştırıyor Mustafa.' -A. Ümit.

115

yüzünü gören cennetlik

uzun süre görünmeyen kimseler için söylenen bir söz.

114

yüzünü görmemek

1) uzun süre görmemek: 'Yüzünü de gördüğüm yoktu. Kırkyıl da görmesem göreceğim gelmezdi.' -M. Ş. Esendal. 2) gereksinim duyulan bir şeyi özlemek, ona hasret kalmak: Harp içinde kahvenin yüzünü görmedik.

100

yüzünü kara çıkarmak

birini utandırmak.

100

yüzünü karartmak

birine sinirlenerek somurtmak.

105

yüzünü kızartmak (kızdırmak)

onuruna, gururuna önem vermeden bir şey istemek, utançla, utanarak istemek: 'Fakat ben boş ümitle insan avutmanın faydasından ziyade zararına inandığım için çok kere yüzümü kızdırır, açıkça mümkün değil derim.' -R. N. Güntekin.

42

yüzünü şeytan görsün

sevilmeyen bir kimseye karşı duyulan nefreti belirtmek için kullanılan bir söz.

41

yüzünü yere getirmek (geçirmek)

utandırmak, mahcup duruma düşürmek: 'Baban da, olur, demiş, ak sakallı adamın yüzünü yere mi geçireceksin?' -E. Işınsu.

114

yüzünün derisi kalın

utanması, arlanması olmayan.

53

yüzünün derisi yere geçmek

yüzü yere gelmek.

114

yüzünüze güller

hlk. iğrenç bir şey anlatılırken söylenen bir söz: 'Yüzünüze güller, büyüklerin pisliğini temizlemek bile bizde forsla, pistonla oluyor.' -H. Taner.

108

yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmek

uzun sürmüş bir işi bitirmek üzere olmak.

118

yüzüstü bırakmak

1) birini yapayalnız, kimsesiz, kötü bir durumda bırakmak: 'Adam yüzüstü bırakıp gidince böyle bir numara çevirip başına kalmayı deniyor anlaşılan.' -E. Bener. 2) bir işi zamanında yapmayıp savsaklamak, olduğu gibi bırakmak, ihmal etmek: 'Evdeki işimi gücümü yüzüstü bıraktım.' -H. R. Gürpınar.

35

yüzüstü kalmak

1) bir iş, zamanında yapılmayıp olduğu gibi bırakılmak: 'Altı hücreyle cümle kapısının taş kemeri, kalın meşe tahtasından kapı kanatları yüzüstü kaldılar.' -K. Tahir. 2) bir iş bitirilmeden bırakılmak.

110

zaaf göstermek

zayıflığı, yeteneksizliği ortaya çıkmak.

34

zaafa düşmek

zaafa kapılmak: 'Korktuğumuzu, zaafa düştüğümüzü hissederlerse, büsbütün üstümüze gelirler.' -A. Kulin.

111

zaafa kapılmak

direnme gücü gösterememek: 'Genç adamı her gördüğünde, zaafa kapılarak bütün hakaretlerini bağışlar olmuştu.' -A. Kulin.

98

zaafa uğramak

eksikliği, yetersizliği belli olmak: 'Hayatımı karartan bir adamı bile teşhiste zaafa uğradım.' -O. Aysu.

41

zabıt tutmak

tutanak düzenlemek: 'Şimdi bir zabıt daha tutsam görev başında memura hakaretten, sülaleni yakarım senin.' -Ç. Altan.

126

zafiyet geçirmek

zayıflayıp iyice kuvvetten düşmek: 'Hastalığı için, ciğerleri zayıf düşmüş, zafiyet geçiriyor, demişlerdi doktorlar.' -A. Kulin.

101