Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

zahmet çekmek

güçlükle karşılaşmak, sıkıntıya katlanmak: 'Yolda çok zahmet çekmiş, bereket versin Paris sefareti erkânından biri kendisine refakat etmiş.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

111

zahmet olmazsa

'rica ederim' yerine kullanılan bir nezaket sözü.

103

zahmete girmek (katlanmak)

zahmet etmek: 'Bu kadarcık zahmete de katlanacaksınız artık.' -A. Ümit. 'Bunun için büyük zahmetlere girmeye gerek yoktur.' -S. Birsel.

102

zahmete sokmak

birine yorgunluk vermek veya masraf ettirmek: 'Onu kâh susadım, kâh acıktım diye türlü türlü zahmetlere sokmuştum.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

109

zahmetine değmek

verilen emeği karşılamak.

37

zam gelmek

fiyatı artmak.

102

zam görmek

1) fiyatı artmak: Ekmek iki ayda üç defa zam gördü. 2) ücreti artmak.

100

zam yapmak

söz konusu fiyatı artırmak.

34

zaman almak

sürmek, devam edip zamanı geçirmek.

106

zaman bırakmak

bir iş için süre ayırmak.

64

zaman ile yarışmak

hızlı hareket etmek.

114

zaman kazanmak

vakit kazanmak.

108

zaman kollamak

1) bir işin sırasını beklemek; 2) uygun bir fırsat beklemek.

104

zaman öldürmek

boş şeylerle vakit geçirmek.

44

zaman tanımak

1) bir iş için yeterli zaman vermek; 2) bitmeyen bir iş için süreyi uzatmak.

43

zaman vermek

bir iş için belli bir süre ayırmak.

118

zamana uymak

davranışlarını içinde bulunulan günün şartlarına uydurmak.

105

zamanı avlamak

uygun zamanı bulmak: 'Nihayet yalnız kaldığım bir zamanı avlayarak yanıma yaklaşıyor.' -R. N. Güntekin.

104

zamanı dolmak

bir iş için ayrılan süre sona ermek.

94

zamanı geçirmek

oyalanmak: 'Kaybolmuş şeyleri bulurum ama sen zamanı geçirmişsin, saatini bulamadım.' -A. Ş. Hisar.

104

zambırından geçilmemek

çok çalım yapmak: 'Oğlum subay oldu diye zambırından geçilmiyordu.' -O. Kemal.

108

zan altında bulunmak

bir şeyle suçlanmak, sanık durumunda olmak.

118

zangır zangır titremek

aşırı bir biçimde titremek.

105

zannına düşmek

sanmak: 'Âdeta elimi uzatsam dokunabilirim zannına düşmüştüm.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

38

zapt etmek

1) zorla almak: 'Bizans'ta Sırp memleketlerini zapt ettilerse de bir müddet sonra bazı kısımlara geniş otonomiler verdiler.' -F. R. Atay. 2) tutmak: 'Neveser bir sevinç çığlığını zor zapt etmişti.' -A. İlhan. 3) bir şeyi güç kullanarak önlemek: 'El ele vermiş polisler kaldırımlardan taşan halk kitlesini zor zapt ediyorlardı.' -H. Taner. 4) yazıya geçirmek: İfadesini zapt edenlere sessizce baktı. 5) hatırında tutmak: Söylediklerinizin birçoğunu zapt ettim. 6) anlamak, kavramak, bütünüyle öğrenmek: 'Bütün ayrıntılarıyla bu âlemi zapt etmiş belleği başlıca dayanağı idi.' -H. Taner.

121

zapt olunmak

kavranmak, bütünüyle öğrenilmek: 'Bir milletin ruhu zapt olunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça o millete hâkim olmanın imkânı yoktur.' -Atatürk.

120

zapturapt altına almak

düzeni ve disiplini sağlamak.

33

zar almak

oyunu kazanmak.

101

zar atmak

1) zarı hızla yuvarlamak; 2) mec. kader ile oynamak, geleceği için plan uygulamak.

44

zar gelmek

şansı iyi olmak.

106