En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

bekârın parasını it yer, yakasını bit

bekâr kimse parasını gereksiz harcar, yaşayışı ise düzensizdir.

27 görüntülenme

bekârlık maskaralık

bekâr kimse bakımsızdır, derbeder bir yaşayışı vardır ve herkesin eğlencesi olur.

27 görüntülenme

benzeye benzeye yaz, benzeye benzeye kış olur

günler birbirinden çok farklı olmadığı hâlde hava yavaş yavaş ısınarak yaz, aynı biçimde yavaş yavaş soğuyarak kış olur.

27 görüntülenme

evvel hesap, sonra kasap

1) alışverişe çıkan bir kimse para durumunu önceden gözden geçirmelidir; 2) insan bir işe girişmeden önce kendi olanaklarını iyi hesaplamalıdır.

27 görüntülenme

fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp

yoksulluk utanılacak bir şey değildir, çalışmamak en büyük ayıptır.

27 görüntülenme

beş para etmez

hiçbir değeri yok, işe yaramaz.

27 görüntülenme

fare çıktığı deliği bilir

bir kabahate, suça veya gizli işe kalkışan kişi, yakalanacağını anladığında nereye sığınacağını bilir.

27 görüntülenme

dervişin fikri ne ise zikri de odur

insan, önem verip düşündüğü şeyi konuşmaktan kendini alamaz.

27 görüntülenme

dile gelen ele gelir

insanlar yapacakları işler hakkında önce konuşurlar, sonra da o işi gerçekleştirirler.

27 görüntülenme

fırsat her vakit ele geçmez

fırsat insanın eline çok seyrek geçtiği için çıkan fırsat iyi değerlendirilmelidir.

27 görüntülenme

bey aşı borç, düğün aşı ödünç

beyin sofrasında ağırlanan kimsenin karşılık olarak beye ziyafet vermesi kolay olmadığından bu bir borç olarak kalır; düğün aşı yiyen de günün birinde kendisinin yapacağı düğüne önceden gittiği düğün sahibini çağırır böylece borcun altından kalkmış olur.

27 görüntülenme

fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar

talih, fakire hiç gülmez; aynı sermaye zengine daha çok, fakire daha az gelir getirir.

27 görüntülenme

beyler buyruğu yoksula kan ağlatır

yöneticiler, uygulanması güç buyruklar vererek halkı sıkıntıya sokarlar.

27 görüntülenme

anca beraber, kanca beraber

iki veya daha çok kişi yaptıkları iş kötü de gitse birbirlerinden ayrılmamalıdırlar.

27 görüntülenme

bezirgân züğürtleyince geçmiş defterleri yoklar

1) tüccar züğürtleyince, belki bir kimsede alacağım kalmıştır diye eski defterlerini gözden geçirir; 2) vaktiyle önemli işler yapmış olanlar, düşkünlüklerinde eski durumlarını anarak, anlatarak avunmaya çalışırlar.

27 görüntülenme

garip itin kuyruğu bacağı arasında (götünde, kıçına kısık) gerek (olur)

sığıntı durumunda olan kişi, yabancı bir yerde hiçbir şeye karışmamalı, sessiz, kendi hâlinde yaşamalıdır.

27 görüntülenme

eyere de gelir semere de

her işe yarar, her türlü işi görebilir.

27 görüntülenme

gelene git denilmez

kendiliğinden gelen bir konuk geri çevrilmez.

27 görüntülenme

bıldır yediği hurmalar, bu yıl götünü tırmalar

aradan bir yıl geçmiş, davranışının karşılığını şimdi görüyor, yaptığının acısı bugün çıkıyor.

27 görüntülenme

köylü, misafir kabul etmeyiz demez, konacak konak yoktur der

kişi bir işi yapmak istemezse doğrudan doğruya yapmam demez de birtakım gerekçeler ileri sürerek bunu gerçekleştirmenin olanağı bulunmadığını söyler.

27 görüntülenme

derdin yoksa söylen, borcun yoksa evlen

derdi olmayan kimse önemsiz şeyleri kendisine dert edinerek söylenir, borcu olmayan kimse de evlenirken birçok şey satın almak zorunda kaldığı için borçlanır.

27 görüntülenme

bin dost az, bir düşman çok

dostun ne denli çok olursa olsun onlardan zarar gelmez ama bir tek düşmanın olsa hep zarar görme tehlikesi içerisinde yaşarsın.

27 görüntülenme

bin nasihatten bir musibet yeğdir

yaşanan olaylar, öğütlerden çok daha etkilidir.

27 görüntülenme

arı bey olan kovana üşer

halk, kendisine önderlik edecek kişinin çevresinde toplanır.

27 görüntülenme

arı gibi eri olanın dağ kadar yeri olur

çalışkan kişileri olan aile ve toplumlar her yerde bol kazanç elde ederler.

27 görüntülenme

bir avuç altının olacağına bir avuç toprağın olsun

altın harcanıp gider, toprak ise sürekli ürün veren, para getiren bir maldır.

27 görüntülenme

arife günü yalan söyleyenin (oruç yiyenin) bayram günü yüzü kara çıkar (olur)

bir sözün yalan olduğu çabuk anlaşılır ve söyleyen toplum içinde utanılacak bir duruma düşer.

27 görüntülenme

bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramazmış

bir insan bazen akla ve mantığa sığmayan bir iş yapar; yapılan iş, hiçbir kurala uymadığı için pek çok akıllı insan bunu düzeltmeye çalışır, fakat başaramaz.

27 görüntülenme

armudun iyisini (dağda) ayılar yer

kendilerine yakışmayan güzel bir şeyi eline geçirenler için kullanılan bir söz.

27 görüntülenme

armut dalının dibine düşer

bir kimse önce yakınlarına yararlı olur.

27 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

yeise kapılmak

çok üzülmek: 'Şimdi bu ümidin boşa çıktığını anlayınca birden yeise kapıldı.' -R. H. Karay.

114 görüntülenme

şaha kalkmak

1) at ön ayaklarını yerden kesip arka ayakları üstünde durmak, şahlanmak: 'Aydınlıktan huylanan atlar şaha kalkarak deli gibi dörtnala ileri atılıyorlardı.' -Ö. Seyfettin. 2) mec. taşkınlık göstermek, coşmak, kükremek.

114 görüntülenme

eline eteğine doğru

her türlü kötülükten uzak olan, dürüst.

114 görüntülenme

kalbiyle konuşmak

düşüncelerini, duygu ağırlıklı bir biçimde anlatmak: 'Bana öyle geldi ki bu adam kafasından ziyade kalbiyle konuşuyor.' -R. N. Güntekin.

114 görüntülenme

(bir şey) kir götürmek

kirini belli etmeyecek bir renkte olmak.

114 görüntülenme

mürüvvetini görmek

anne ve baba çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak: 'Ne kaldı şurada alnımızın akıyla ilk torunumun mürüvvetini görmeye?' -A. Ağaoğlu.

114 görüntülenme

akşamı akşam etmek

akşamın olmasını sabırsızlıkla beklemek.

114 görüntülenme

başını ortaya koymak

bir işe girişirken ölümü göze almak.

114 görüntülenme

(bir şeyden) ileri gelmek

1) oluşmak, meydana gelmek: 'O kadar üşümesi trende saatlerce hareketsiz kalmasından ileri geliyordu.' -S. F. Abasıyanık. 2) neden olmak; 3) bağlı bulunmak.

114 görüntülenme

yüze çıkmak

1) bir sıvının üst bölümüne çıkmak; 2) belli olmak, açığa çıkmak, belirmek: 'Evimizde artık pek de gizli tutulamayarak yüze çıkmaya başlayan bu rezalet yani gelin ve damat arasındaki bu sevda alışverişi böyle devam edip duracak mı?' -M. Ş. Esendal. 3) yüzsüz olmak, şımarmak.

114 görüntülenme

(birini veya bir şeyi) gözü kesmemek

1) bir işi yaparken kendine veya başkalarına güvenmemek; 2) beğenip seçememek: 'Kendi deyimiyle otuzu geçtiği hâlde isteyenler arasında kendine uygun birisini gözü kesmediği için evlenmemişti.' -N. Cumalı.

114 görüntülenme

esip gürlemek

sinirli bir biçimde kızmak, bağırmak.

114 görüntülenme

tava gelmek

1) toprak sürülecek duruma gelmek; 2) mec. yumuşamak, kanmak, yola gelmek: 'Oğul, anasının tava geldiğini sezmişti.' -O. Kemal.

114 görüntülenme

(bir yeri) curcunaya çevirmek (döndürmek veya vermek)

ortalığı karışık, gürültülü duruma sokmak.

114 görüntülenme

zor gelmek

bir işin yapılması birine güç gelmek: 'Ama, sevdiğimiz insanın acı çekmesini seyretmek, ölüm acısından çok daha zor gelmiştir bana.' -K. Tahir.

114 görüntülenme

küçük görmek

değer, önem vermemek: 'Bütün bu fânilikleri küçük görerek bunları ancak gönül oyalayıcı şeyler diye telakki ettiklerini gösteriyordu.' -A. Ş. Hisar.

114 görüntülenme

dünyasından geçmek

her şeye karşı ilgisiz duruma gelmek.

114 görüntülenme

gözlerini fal taşı gibi açmak

şaşkınlıkla, hayretle bakmak.

114 görüntülenme

canı çekilmek

1) vücudun herhangi bir organının canlılığı azalır gibi olmak; 2) içi ezilmek.

114 görüntülenme

öksürüp tıksırmak

öksürmek.

114 görüntülenme

gözü açık gitmek

gerçekleşmesini çok istediği bir dileğine erişmeden ölmek.

114 görüntülenme

(bir şey birinin) tuhafına gitmek

o şeyi tuhaf bulmak: 'Ömründe bu kadar tuhafına giden söz işitmemiş olduğunu söylerdi.' -A. Ş. Hisar.

114 görüntülenme

biti kanlanmak

sıkıntı içinde yaşayan bir kişi para ve varlık yönünden güçlenmek: 'Fakat geçim durumunu az çok düzene sokmuş ve biti kanlanmışlar için rütbe ve şeref, paranın da üstündedir.' -R. N. Güntekin.

114 görüntülenme

eceliyle ölmek

olağan sayılan herhangi bir biçimde ölmek.

114 görüntülenme

gönül vermek

1) sevmek, âşık olmak: '1934'te yepyeni bir Türkçeye gönül vermiş olan Atatürk, sonraki üç dört yıl içinde, daha ılımlı bir dil devrimine yönelmiş olabilir mi?' -T. Halman. 2) bir şeyi sevmeye, istemeye veya yapmaya içten yönelmek, eğinmek, meyletmek: 'Atölyelerde bu işe gönül veren idealist öğretmenler ders vermekteydi.' -C. Uçuk. 3) düşkün olmak: 'Cevizli tel kadayıfına gönül verene de rastlanıyor.' -S. F. Abasıyanık.

114 görüntülenme

kanayan yara olmak

sürekli sıkıntı, üzüntü ve zarar veren bir durumda olmak.

114 görüntülenme

(birinin) başının etini yemek

karşısındakini bezdirinceye, bıktırıncaya kadar sürekli konuşmak veya söylemek: 'Köyde patladığını telefonlarla, telgraflarla bana bildirerek başımın etini yiyen sen değil misin?' -N. F. Kısakürek.

114 görüntülenme

kendine dert etmek

bir şeyi üzüntü konusu yapmak.

114 görüntülenme

ilgi duymak

bir işe, bir olaya, bir kimseye önem vermek, yakınlık duymak: 'Yeni istidatlara her zaman ilgi duyan bir büyük sanatçı idi.' -C. Uçuk.

114 görüntülenme

gözle yemek

1) bir şeye çok istekle ve dik dik bakmak; 2) göz değdirmek: Çocuğu gözle yediler.

114 görüntülenme