Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

lafını şaşırmak

ne diyeceğini bilememek, şaşırarak başka şeyler söylemek.

40

lafını yabana atmamak

söylenen söze değer vermek: 'Yooo, lafımı yabana atma, bu işi rahmetli anneciğim de bilirdi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

99

lafını yedirmek

iddialı olarak söylediği sözü geri alma zorunda bırakmak.

165

lafını yemek

verdiği sözden, söylediği sözden vazgeçmek: 'Lafımı yemem avrat, dedi, kafam kızdı mı tövbe lafımı yemem!' -O. Kemal.

105

lafta kalmak

bir iş düşünce aşamasında kalıp gerçekleşmemek.

109

laftan anlamak

söyleneni dinleyip uymak veya uygulamak: 'Adam değil ki laftan anlasın!' -N. Cumalı.

108

lağımla atmak

bir kayayı delip içine patlayıcı maddeler koyduktan sonra bu maddeleri ateşleyerek parçalamak.

103

lahavle çekmek (okumak)

'lahavle' sözünü söylemek: 'Cömertliği karşısında olduğumu anlayınca lahavle çekip yola devam ettim.' -A. Rasim.

110

lakap takmak

bir kimseye onun bir özelliğini belirtecek bir ad vermek: 'Arkadaşının taktığı bu lakabı, Ger Ali, soyadı kanunu çıkınca isminin başından alıp sonuna koydu mu bilmiyorum.' -Y. Z. Ortaç.

37

lakayıt kalmak

ilgisiz davranmak, aldırmamak: 'Onun gözyaşlarına lakayıt kalmak mecburiyetinde bulunuyorum.' -M. Ş. Esendal.

111

lakırtı ağzından dökülmek

isteksiz konuşmak.

41

lakırtı çıkarmak

laf çıkarmak: 'Sonra tahsisat yoktur, gelecek sene bütçesine para konulacak diye lakırtı çıkardılar.' -M. Ş. Esendal.

102

lakırtı etmek

1) konuşmak: 'Bir gün sinirli olur da ters bir lakırtı ederse ben susarım.' -M. Ş. Esendal. 2) dedikodu konusu etmek.

114

lakırtı taşımak

laf taşımak.

106

lakırtı yetiştirmek

bir söze karşılık vermekte gecikmemek: 'Birbirine lakırtı yetiştirmeye, cevap bulmaya çalışıyorlar.' -M. Ş. Esendal.

34

lakırtısı ağzında kalmak

konuşan kimsenin, bir başkasının söze başlaması veya ani bir olay sonucunda sözü yarım kalmak.

97

lakırtısı mı olur?

konuşulan bir şeyin önemsizliğini veya yersizliğini anlatmak için söylenen bir söz.

37

lakırtısını etmek

hakkında konuşmak: 'Köylü ile Gülsüm, çocukları o kadar eğlendirmişti ki sofrada hep onların lakırtısını ediyorlar, durmadan gülüyorlardı.' -R. N. Güntekin.

34

lakırtıya boğmak

gereksiz ve boş sözlerle konuşmayı uzatmak.

111

lakırtıya tutmak

konuşarak oyalamak: 'Şükran, elleri atımın dizgininde, beni bırakmıyor, lakırtıya tutuyordu.' -R. N. Güntekin.

41

lakırtıyı ağzına tıkamak

birinin sözünü bitirmesine imkân vermeden onu ters bir karşılıkla susmak zorunda bırakmak.

118

lakırtıyı ezip büzmek

konuşmasını beceremeyip aynı şeyleri tekrarlamak.

42

lakırtıyı kesmek

susmak: 'Sanki görüşmemiz münasebetsiz bir safhaya girmişti de ister istemez lakırtıyı kesmiştik.' -İ. H. Baltacıoğlu.

43

laklak etmek

karşılıklı, gelişigüzel, havadan sudan konuşmak.

51

lal etmek

konuşamaz duruma sokmak, susturmak: 'Bazı ihtiyar âlimlerimizin lisana vukuflarına hayran oldum, mantıklarıyla bizi lal ettiler.' -Y. K. Beyatlı.

119

lala paşa eğlendirmek

işini gücünü bırakıp karşısındakinin hoş vakit geçirmesini sağlamak.

46

lâm elif çevirmek (çizmek)

kısa bir süre dolaşıp gelmek: 'Akşamüstü gelirken, Langa'dan doğru bir lâm elif çevirelim, dedik.' -H. R. Gürpınar.

46

lamba açmak

kapı, pencere kenarlarında genellikle dik açılı girinti açmak.

116

lambayı açmak

1) ışığı yakmak; 2) lambanın fitilini yükseltip ışığını çoğaltmak.

102