Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

otuz iki dişe keman çaldırmak

içecek çok soğuk olmak.

140

oy vermek (kullanmak)

herhangi bir konuya ait tercihini belirtmek, rey vermek: 'Yıllardır, kime oy verdiğini bile bilmiyorsunuz.' -A. Ağaoğlu.

104

oya gibi

ince, güzel, zarif: 'Kadın fevkalade nazik ve güzel, çocuklar oya gibi idiler.' -S. F. Abasıyanık.

126

oya koymak (sunmak)

bir konuda sonucu belirlemek için oy verilmesini istemek, sağlamak.

98

oydaş olmak

aynı düşüncede, aynı inançta olmak: 'Benimle oydaş olmayan başka gazeteci.' -F. R. Atay.

35

oylamaya geçmek

oy verme işlemine başvurmak.

108

oylamaya koymak

bir toplantıdaki oy sayısını belirlemek, oy verilmesini istemek, oya sunmak.

33

oyun almak

oyunda kazanmak, sayı sahibi olmak.

35

oyun bağlamak

sp. güreşte rakibe bir oyun uygulayıp onu sonuçlandırmadan beklemek.

100

oyun bozmak

1) tasarlanmış bir işi yersiz ve vakitsiz olarak karıştırmak, planları altüst etmek: 'Ömer de bizimle idi ama oyunumu bozacağı için sana yüzünü göstermemiştim.' -R. H. Karay. 2) mızıkçılık etmek.

110

oyun çıkarmak

sp. oyun oynamak: Millî takım güzel bir oyun çıkardı.

110

oyun kurmak

sp. 1) bir yarışmayı kazanmak için belirli bir taktik uygulamak; 2) mec. hile yapmak.

112

oyun oynamak

1) birini aldatmak, kandırmak: 'Üç aydan beri bana mütemadiyen aynı oyunu oynuyorsunuz.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) mec. hile yapmak.

134

oyun vermek

oyunda kaybetmek.

101

oyun yapmak

sp. 1) güreşte rakibe oyun uygulamak; 2) mec. hile yapmak.

105

oyuna çıkmak

oyun için sahneye çıkmak: 'Ben ilk defa oyuna çıkıyorum, beyefendi de gelmiş burada allık pudra sürüştürüyor.' -T. Buğra.

101

oyuna gelmek

aldatılmak: 'Bir oyuna geldin, onuruna yediremiyorsun.' -H. Taner.

122

oyuna getirmek

birini tuzağa düşürmek, aldatmak: 'Orada da Arif denilen hergele bizi oyuna getirdi.' -M. Ş. Esendal.

34

oyuna kurban gitmek

bir hile, düzen sonunda zarara, iftiraya uğramak: 'Yakalanan bir komşunun garazına yahut bir el birliğine yahut da bir oyununa kurban gitmiştir.' -S. F. Abasıyanık.

105

oyunu almak

oyunu kazanmak.

105

oyunun kurallarını bilmek

yapılan işlerin nasıl, kimler tarafından ve hangi ilişkilerle sonuçlandırıldığına ilişkin bilgisi olmak: 'Oyunun kurallarını baştan beri bilen biri olarak şimdiye kadar sömürülmemiştim.' -T. Uyar.

106

öbür dünyayı boylamak

ahireti boylamak: 'O rahmetli katırın yerine ben öbür dünyayı boylardım.' -O. C. Kaygılı.

35

öç (öcünü) almak (çıkarmak)

yapılan bir kötülüğün acısını kötülük yaparak çıkarmak, intikam almak: 'Sen öz babanın öcünü alamadın diye o da dedesinin ahını yerde mi koyacaktı?' -N. Hikmet.

41

ödev bilmek (saymak)

bir şey yapmayı kendisi için yerine getirilmesi zorunlu bir iş olarak kabul etmek, borç bilmek.

105

ödü bokuna karışmak

kaba çok korkmak: 'Fırsatını bulsa pencereden atlayıp kaçacak, öyle de ödü bokuna karışmış.' -A. Ümit.

106

ödü kopmak (patlamak)

çok korkmak.

34

öfke yüzü göstermek

çok sinirlendiğini belli etmek: 'Hayatında kimseye sert muamele etmedi ve öfke yüzü göstermedi.' -N. F. Kısakürek.

110

öfkeden deliye dönmek

fazla sinirlenmek: 'Torununu gizlice tavan arasında saklamakta olduğunu öğrendiğinde öfkeden deliye dönmüştü.' -A. Kulin.

50

öfkesi kabarmak

çok kızmak, sakinleşmişken yeniden öfkelenmek, tekrar sinirlenmek.

111