Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

ortalık yatışmak

toplum içindeki düzensizlik ve kargaşa sona erip düzenli yaşayış yeniden başlamak.

106

ortam yaratmak

imkân sağlamak: 'Devlet ... elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır.' -Anayasa.

104

ortama ayak uydurmak

çevreye uyum sağlamak.

114

ortama uymak

çevreye uyum sağlamak.

112

ortasını bulmak

ılımlı derecesini bulmak, uzlaştırmak.

106

ortaya almak

her yanını çevirmek, kuşatmak.

115

ortaya atılmak

1) ileri sürülmek, herkesin bilgisine sunulmak; 2) bir kimse bir işi yapmak için kendini göstermek: 'Ve yarından itibaren kılıcım -yani kalemim- elimde ortaya atılacaktım.' -Ö. Seyfettin.

112

ortaya atmak

söylemek, ileri sürmek: 'İşte bu söz üzerinedir ki Servet Bey, apartmana çıkmak emelini ciddi bir tasavvur hâlinde ortaya atmıştı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

102

ortaya balgam atmak

kaba bir iş kıvamındayken, biri herkesin zihnini bulandıracak bir söz söylemek: 'Belki Tayfur'a gönlüm vardır diye ortaya balgam atıyor.' -S. M. Alus.

104

ortaya çıkarmak

delilleriyle göstermek, ispat etmek: 'Bu işteki uygunsuzluğu daha iyi ortaya çıkarmak için bir mukayese yapalım.' -N. Hikmet.

34

ortaya çıkmak

1) yokken var olmak, meydana çıkmak, türemek: 'Ama bizi, en azından Fahri'yle beni yadırgatan başka şeyler ortaya çıkmaya başladı.' -A. Ümit. 2) biri kendini göstermek: 'Lanet filozofum diyerek ortaya çıkıp Allah'a ve kullara karşı hezeyan eden tımarhanelik herifler!' -Ö. Seyfettin.

107

ortaya dökmek

1) çıkarmak, göstermek; 2) açıklamak: 'Bunun için dağarcığında ne var ne yok, tümünü ortaya döker.' -S. Birsel.

115

ortaya düşmek

kadın orta malı olmak, sokağa düşmek.

103

ortaya konuşmak

sözü hiç kimseyi hedef almadan söylemek.

31

ortaya koymak

1) herkesin görebileceği yere koymak; 2) yaratmak, yapmak; 3) açıklamak: 'En sonra da görüşlerini edebiyata kaçmayan bir açık yüreklilikle ortaya koydu.' -H. Taner.

35

ortaya sürülmek

anlatılmak, belirtilmek, söylenmek: 'Artık yazılacak satır, söylenecek söz, ortaya sürülecek düşünce kalmadı.' -Y. K. Beyatlı.

34

ortaya yayılmak

herkes tarafından duyulmak: 'Günün birinde ortaya yayılan ölüm haberinde bir olağanüstülük yoktu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

35

oruç açmak

vakit geldiğinde oruç bozmak, iftar etmek.

113

oruç bozmak

bir şey yiyerek, içerek orucunu kesmek veya sona erdirmek: 'Akşam Rabia ile beraber oruç bozuyor, iftar ediyoruz.' -H. E. Adıvar.

94

oruç tutmak

oruç ibadetini yerine getirmek: 'Bütün sene cumadan gayri günlerde oruç tutarım.' -R. N. Güntekin.

108

oruç yemek

oruç tutmamak.

98

Osmanlı tokadı atmak

1) bir kimseye sert ve etkili bir biçimde tokat atmak; 2) mec. sert ve etkili bir biçimde uyarmak; 3) mec. bir kimseye üstünlüğünü kabul ettirmek.

100

Osmanlı tokadı yemek

1) sert ve etkili bir biçimde tokat atılmak; 2) mec. sert ve etkili bir biçimde uyarılmak; 3) mec. bir kimsenin üstünlüğünü kabul etmek.

36

ot gibi

1) bilgisiz, görgüsüz, değersiz olan; 2) amaçsız, zevk almadan (yaşamak).

117

ot gibi yaşamak

amaçsız, beklentisiz gün geçirmek.

103

ot tutunmak

vücuttaki istenmeyen kılları düşürmek için ilaç sürünmek.

109

otomatiğe almak (bağlamak)

kendi kendine yeniden düzene sokmak.

41

otomatiğe geçmek

otomatik olarak çalışmaya başlamak.

111

otorite sağlamak (temin etmek)

yetki kurmak veya yetki sahibi olmak: 'Reisleri de tam bir otorite temin etmiş olduğunu her vesile ile belli ediyordu.' -E. İ. Benice.

37

oturup kalkmak

hareket etmek: 'Daha ilk gecesinden karı lafı ile oturup kalkmaya başlarsa konu nereye varır?' -M. Ş. Esendal.

99