Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

öfkesini kusmak

kızgınlıkla ağır hakaret etmek.

110

öfkesini yenmek

iradesini kullanarak öfkesini gidermek.

31

öfkeye kapılmak

çok sinirlenmek, kızmak, hiddetlenmek: 'Siz gelin de böyle bir adamın herhangi bir öfkeye kapılacağını tahmin edin.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

112

öğür olmak

çokça birlikte bulunmaktan çok sıkı bir alışkanlık edinmek: 'Çoluk çocuk öylesine öğür oldular ki anları dışarıdan gören pekâlâ çok nüfuslu tek bir aile sanabilirdi.' -H. Taner.

102

öğüreceği gelmek

çok iğrenmek.

99

öğütte bulunmak

öğüt vermek.

38

ökseye basmak

dikkatsizlik ederek zarara uğramak veya yanılmak.

32

öksürük tutmak

sürekli ve şiddetli öksürmek.

102

öksürüp tıksırmak

öksürmek.

118

öksüz kalmak

1) anası veya hem anası hem babası ölmüş olmak; 2) kimsesiz olmak: 'O güne kadar yalnızlığımı pek o kadar duymamıştım, birden öksüz kaldım.' -R. H. Karay.

108

öküz arabası gibi

çok yavaş.

114

öküz gibi

aptal, anlayışsız bir biçimde: 'Usta şoför olsa tramvay fren yapınca bunu sezer, gelip öyle öküz gibi bindirmezdi.' -H. Taner.

129

öküz gibi bakmak

karşısındakini rahatsız edercesine bakmak.

100

öküzün altında buzağı aramak

olmayacak sebeplerle suç ve suçlu bulma çabasında olmak.

105

öküzün trene baktığı gibi bakmak

aptalca, hiçbir şey anlamadan bakmak.

107

ölçü almak

1) herhangi bir şeyin boyutlarını ölçmek; 2) terzi vücut ölçülerini tespit etmek.

96

ölçülü olmak

dikkatli, hassas, düşünceli olmak.

45

ölçüp biçmek

bir konuda çok ayrıntılı düşünmek, inceden inceye düşünmek, değerlendirmek: 'Değer yargılarımızı her an, hiç durmamacasına yeniden ölçüp biçmek zorunluluğumuz, işte bu aşağılanma sorunundan kaynaklanıyor.' -S. İleri.

46

ölçüyü kaçırmak

yiyip içmekte veya davranışlarda aşırı gitmek: 'Ateşli tartışmalara girdiği zaman bile ölçüyü kaçırmazdı.' -H. Taner.

38

ölü gibi

1) hiç kımıldamadan: 'Arkadaşlarım ölü gibi uyuklarken, ben sabahlara kadar dans ediyordum.' -R. N. Güntekin. 2) kımıldamayan, hareketsiz.

126

ölü gözü gibi

sönük, fersiz (ışık).

102

ölü gözü kadar

çok az: 'Üç yıldır bizim oralarda kuraklık var. Hele bu yıl ölü gözü kadar rahmet görmedik.' -R. N. Güntekin.

105

ölü gözünden yaş ummak

hiç olmayacak yerden, mümkün olmayan durumda yardım veya destek beklemek.

96

ölüevi gibi

üzüntülü, sessiz.

115

ölüm Allah'ın emri

1) 'herkes ölecek, ölmek kaçınılmazdır' anlamında kullanılan bir söz; 2) tehlikeli bir karar verme durumunda 'ölümden korkmuyorum, ölümü bile göze alıyorum' anlamında kullanılan bir söz: Ölüm Allah'ın emri, bu işi yapacağım.

105

ölüm döşeğinde olmak

son anlarını yaşamak: 'Avrupa medeniyeti de ölüm döşeğindedir ama bu ölüme bir türlü katlanamaz yazarın gönlü.' -C. Meriç.

102

ölüm gibi

çok büyük sıkıntı, üzüntü: 'Sürgün benim için ölüm gibi bir şey olmuştu.' -R. N. Güntekin.

50

ölüm kalım meselesi (savaşı) yapmak (olmak)

yok olmamak amacıyla mücadeleye girişmek: 'Kurtuluş Savaşı'nda bir ölüm kalım savaşı içinde idik.' -H. Taner.

37

ölüm sessizliği çökmek

yoğun ve derin bir sessizlik kaplamak: 'Masanın başına oturduğum zaman ortalığa gerçekten ölüm sessizliği çöktü.' -R. N. Güntekin.

103

ölüme koşmak

kendisini bile bile tehlikeye atmak.

41