Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

önü sıra gitmek

önünde yürümek: 'Bir gün, önüm sıra giden bir genç çocuk, ıslıkla bir şeyler çalmaya başladı.' -N. Meriç.

106

önüne arkasına bakmadan

iyi hesap etmeden, düşüncesizce.

109

önüne bakmak

utanmak, utancından cevap vermemek: 'Önüne bakmıştı Mevlüt, ne diyeceğini bilemeden.' -A. Kulin.

107

önüne bir kemik atmak

ağzına bir kemik atmak.

106

önüne çıkmak

1) rastlaşmak, karşılaşmak, karşısına çıkmak: 'Neden hiçbir korsan filosu önümüze çıkamadı?' -F. F. Tülbentçi. 2) mec. ilk defa görmek, yüz yüze gelmek: 'Kim olursa olsun önüme çıkanla yeniden evleneceğim.' -S. F. Abasıyanık. 3) yolunu kesmek için birdenbire karşı durmak: 'Kasabaya kömür indiren dağ köylülerinin önlerine çıkıp yol kesen haydutlar.' -M. Ş. Esendal.

44

önüne dikilmek

1) gelip karşısında durmak, karşısına dikilmek; 2) karşısındakine engel olmak istediğini söz veya davranışıyla göstermek.

106

önüne düşmek

1) birinin önünden yürümek: 'Adam hemen geldi, önüne düştü, konuşmadan evine vardılar.' -Y. Kemal. 2) birine kılavuzluk etmek: 'Delikanlı Haydar ustanın önüne düştü, Hasip Bey'in evine geldiler.' -Y. Kemal.

109

önüne geçmek

1) yolunu kesmek; 2) önlemek: 'Bütün siyasi tedbirler öyle bir tehlikeli hareketin önüne geçmek için alınmıştı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

35

önüne gelen

olur olmaz (kimse): 'Mektep çocukları henüz dinlemesini biliyor, önüne gelen şiir yazma hevesine kapılarak gülünç olmuyordu.' -A. H. Çelebi.

37

önüne katmak

önden yürütüp kendisi ardı sıra gitmek: 'Hep birden ayağa kalktılar, bizi de önlerine kattılar, yola düştük.' -M. Ş. Esendal.

61

önünü ardını düşünmemek

sonucun ne olacağını hesaplamamak, ilerisini gerisini düşünmemek.

101

önünü kesmek

1) yolunu kesmek; 2) akarsuyun akmasına engel olmak.

112

öp babanın elini

tkz. beklenmedik, elverişsiz bir durum karşısında 'şimdi ne olacak?' anlamında kullanılan bir söz.

101

öperken ısırmak

güler yüz gösterirken kötülük yapmak.

36

öpücük göndermek (yollamak)

parmaklarının iç ucunu öpüp birine atar gibi yaparak onu selamlamak: 'Kocaman avuçlarından bir öpücük gönderdi.' -S. F. Abasıyanık.

94

öpücük kondurmak

hafifçe öpmek: 'Avucunun içine çikolata kokulu buz gibi bir dudak, bir öpücük kondurdu.' -S. F. Abasıyanık.

104

öpüp başına koymak

1) bir nimeti veya kutsal sayılan bir varlığı saygıyla el üstünde tutmak, yüksekte tutmak; 2) bir şeyi memnunlukla karşılamak, saygı duymak, saygıyla karşılamak: 'Ne dediği bilinmez, anlaşılmaz, kapalı kutu şiirleri öpüp başımıza koymak lazım geliyor.' -R. H. Karay.

33

örnek almak

1) bir kimseye huy ve davranışta uymak, birini ölçü olarak benimsemek: 'Atatürk sarı bıyıklarını kestiğinden bu yana devlet adamlarının çoğu onu örnek aldılar.' -H. Taner. 2) bir şeyden kendisi için ders çıkarmak: Bu çocuk babasını örnek alıyor. 3) incelemek üzere insan ve hayvan vücudunun veya bitkinin herhangi bir yerinden doku parçası almak.

109

örnek olmak

hayır ve davranış yönünden başkasının kendisine benzemesi yolunda etkili olmak: 'Ne örnek olmaya değerim ne de gülünç olmaktan zevk alırım.' -F. R. Atay.

116

örnek oluşturmak

benzerini sunmak.

37

örnek vermek

bir konuyu daha ayrıntılı bir biçimde anlatabilmek için örneklendirmek: 'Son olarak bir başka yazarın kaleminden, tiyatro-nun önemi, en etkili eğitim aracı olduğu görüşüne bir örnek verelim.' -M. And.

95

örs ve çekiç arasında kalmak

aynı derecede güçlü ve zorlu iki kişi veya düşünce arasında bulunmak: 'Bana örs ve çekiç arası bir durumda kaldığından yakınmıştı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

104

ört ki ölem

çok önemli şeyleri elde edemeyen kişilerce 'Nasıl yaşarım?' anlamında kullanılan bir söz.

112

örtüye sokmak (koymak)

örtünmesini sağlamak: 'Kız Ayşe, anana söyle, seni örtüye soksun.' -Ö. Seyfettin.

47

örülü olmak

ed. her şeyiyle mükemmel, eksiksiz ve estetik bütünlüğe sahip bulunmak: 'Üçüncü itiraz, aruza, bütün yüksek şiirimizin örülü olduğunu görüp de sadık kalmak isteyenlerden geliyor.' -Y. K. Beyatlı.

106

ötesi var mı?

'daha diyecek var mı?' anlamında kullanılan bir söz: 'Hasta da olsalar yapmıyorum işte! Ötesi var mı? İşte başhekim, git söyle.' -M. Ş. Esendal.

95

ötesi yok

'diyecek daha bir şey yok' anlamında kullanılan bir söz: 'Ötesi yok, bütün sinirlerim, iliklerim âşık oluverdi işte!' -A. Gündüz.

107

övünç duymak

iftihar etmek, kıvanmak: 'Sevgili eşini kaçırarak almış olmaktan büyük övünç duyardı.' -H. Taner.

109

övünmek gibi olmasın

kendini övmeye hazırlanan kimselerce, övünmesini hoş göstermek veya alçak gönüllü görünebilmek için kullanılan bir söz: Övünmek gibi olmasın, sesim güzeldir.

97

öyle (yağma) yok!

'öyle bir şey olmaz, öyle bir şey yapılmamalı' anlamında kullanılan bir söz.

113