En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Deyimler

gün atmak

hlk. 1) davayı ileri bir tarihe bırakmak; 2) güneş doğmak: 'Süleyman kâhya gün atıncaya kadar çadırların arasında dolaştı.' -Y. Kemal.

105 görüntülenme

kepaze olmak

gülünç veya utanılacak duruma düşmek: 'Halka, gençliğe ve basına kepaze oldu.' -N. F. Kısakürek.

105 görüntülenme

köşe bucağa dağılmak

1) her tarafa yayılmak: 'Köşe bucağa dağılmış ürkek hizmetçilerini çağırır.' -A. Erhat. 2) darmadağın olmak.

105 görüntülenme

ters pers olmak

1) yüzükoyun düşmek; 2) mec. fena hâlde bozulmak.

105 görüntülenme

keramette bulunmak

doğaüstü olaylar ortaya koymak.

105 görüntülenme

ıskartaya çıkarmak (ayırmak)

değersiz bularak bir yana atmak, işe yaramadığı için ayırıp bir yana koymak: 'Sekiz balya tütününden bir ya da iki balyasını ıskartaya ayırabileceklerini aklından geçirmeye başladı eksperlerin.' -N. Cumalı. 'Orada, kim bilir neden ve nasıl, işe yaramaz diye ıskartaya çıkardığı bir sürü film tepeleme yığılı.' -A. İlhan.

105 görüntülenme

milim şaşmamak

tam denk düşmek.

105 görüntülenme

önüne düşmek

1) birinin önünden yürümek: 'Adam hemen geldi, önüne düştü, konuşmadan evine vardılar.' -Y. Kemal. 2) birine kılavuzluk etmek: 'Delikanlı Haydar ustanın önüne düştü, Hasip Bey'in evine geldiler.' -Y. Kemal.

105 görüntülenme

telef etmek

1) hayvanı öldürmek; 2) mec. mahvetmek, yok etmek: 'Gönlümü gönlümü cahil gönlümü / Bir güzele telef ettim ömrümü' -Halk türküsü.

105 görüntülenme

hava kararmak

1) güneşin batmasıyla ortalık kararmak: 'Hava iyice kararmış, caddenin bütün elektrikleri yanmıştı.' -P. Safa. 2) gökyüzü iyice bulutlanmak.

105 görüntülenme

deke düşmek

hileye, oyuna gelmek: 'İlkin deke düştüğümün hiç farkına varmadım.' -M. Ş. Esendal.

105 görüntülenme

lisana gelmek

konuşmaz şeyler konuşmaya başlamak, dile gelmek, dillenmek: Ağaç lisana gelerek...

105 görüntülenme

yukarıdan almak

yumuşaklık göstermemek, ağır önerilerde bulunmak, sert davranmak.

105 görüntülenme

(birinin) iltiması olmak

arkası, kayırıcısı olmak.

105 görüntülenme

damat girmek

aileye güveyi olarak katılmak: 'Öyle bir aileye damat girmek isterim.' -H. Taner.

105 görüntülenme

hava vermek

1) tekerlek vb. cisimleri hava ile şişirmek, şişkinliğini artırmak, hava basmak; 2) tıp akciğerlere basınç altında hava veya oksijen doldurmak.

105 görüntülenme

yara kapanmak

yara iyi olup geçmek.

105 görüntülenme

remil atmak (dökmek)

kumda birtakım çizgiler çizerek fala bakmak: 'Ondan sonra bakıcı hoca remil atsa nerede olduğumu bulamaz.' -H. R. Gürpınar.

105 görüntülenme

üstünde hakkı olmak

birinde emeği, iyiliği, hakkı bulunmak: 'Hanımının, çocuklarının üstünde bunca yıllık hakkım var diye ağlamaya başladı.' -R. N. Güntekin.

105 görüntülenme

sözünden çıkmamak

birinin isteklerine, öğütlerine, sözlerine uyarak davranmak: 'Halit Ağabey sen benim büyüğümsün, sözünden çıkmam.' -S. F. Abasıyanık.

105 görüntülenme

ıstakoz gibi

çok kırmızı.

105 görüntülenme

boy vermek

1) su insan boyunu aşacak kadar derin olmak; 2) suya dalarak boyu ile suyun derinliğini ölçmek; 3) büyümek: 'Eğer fideleriniz nitelikli değilse boy verip yapraklandıkça, çiçek açtıkça, meyve verdikçe fideliğe kızmaya hakkınız yoktur.' -S. Birsel.

105 görüntülenme

(birine) mum tutturmak

aşırı disiplin altına almak.

105 görüntülenme

intikam almak

öç almak: 'Gözlerimi kapadım ve ilk defa erkeklerden intikam almayı düşünerek kendimi koyuverdim.' -A. Gündüz.

105 görüntülenme

boyu beraber

kendi boyu kadar: Boyu beraber çocuğu var.

105 görüntülenme

tahkime gitmek

herhangi bir anlaşmazlığı, çözülmesini sağlamak için tahkim kuruluna taşımak.

105 görüntülenme

demem o (ki)

hlk. 'benim söylemek istediğim' anlamında kullanılan bir söz.

105 görüntülenme

ipe sapa gelmemek

akla yakın olmamak veya birbirini tutmamak: 'Söyledikleri zaten ipe sapa gelmez şeyler.' -A. İlhan.

105 görüntülenme

demir üzerinde

den. demirini almış ve kalkmaya hazır (gemi).

105 görüntülenme

baş vermek

1) çıban olgunlaşmak; 2) buğday vb. bitkiler başak bağlamaya başlamak, başak oluşmak; 3) gemi, kayık vb.ni döndürmek, çevirmek: 'En sonunda rüzgârların istikametine baş verdi.' -S. F. Abasıyanık. 4) ortaya çıkmak, belirmek: 'Fransızlardan, neler olup bittiğini, neden müttefikler arasında bazı sorunların baş vermiş olduğunu öğrenmeleri isteniyordu.' -A. Kulin.

105 görüntülenme