En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

Karadeniz'de gemilerin mi battı?

çok düşünceli ve durgun görünen kimseler için kullanılan bir söz.

49 görüntülenme

acı (acılar) görmek

kötü günler yaşamak.

49 görüntülenme

acısı içine (yüreğine) çökmek (işlemek)

1) bir şeyin acısını derinden duymak; 2) kötü bir şey olacağını düşünerek önceden üzülmek.

49 görüntülenme

acısını bağrına (içine) basmak (gömmek)

bir üzüntüye, sıkıntıya yakınmadan katlanmak.

49 görüntülenme

ağız satmak

yüksekten atarak kendini övmek.

48 görüntülenme

ağız tamburası çalmak

1) sözle avutmaya, oyalamaya çalışmak; 2) soğuktan dişleri birbirine çarpmak, çenesi titremek.

48 görüntülenme

acıkan ne yemez, acıyan ne demez

geçim sıkıntısı içinde bulunan kişi geçinebilmek için her yolu dener, her işi yapar, canı yanan kişi de sonunu düşünmeden ağzına geleni söyler.

48 görüntülenme

acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur

koruduğunuz kimsenin sürekli acınmasına izin verirseniz arsız olur, emeğinin karşılığını tam olarak vermediğiniz kişi de hırsız olur.

48 görüntülenme

aç at yol almaz, aç it av almaz

iş gördürdüğünüz kimselerin haklarını tam olarak vermezseniz kendilerinden yararlanamazsınız.

48 görüntülenme

afiyet bulmak

iyileşmek, sağlığını kazanmak.

48 görüntülenme

aç gözünü, açarlar gözünü

yaptığın işlerde uyanık davranmazsan çok kötü durumlarla karşılaşır, gözünü dört açmak zorunda kalırsın.

47 görüntülenme

aç ile dost olayım diyen peşin karnını doyursun

yakınlık kurduğumuz kimsenin sağlama olanağı bulunmayan şeyi, ondan beklemeden kendimiz elde etmeye çalışmalıyız.

47 görüntülenme

ağız ağıza vermek (konuşmak)

iki kişi birbirine pek yakın durarak başkaları işitmeyecek bir biçimde konuşmak: 'Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı.' -R. N. Güntekin.

46 görüntülenme

aç gezmektense tok ölmek yeğdir

yoksulluk ölümden de beterdir.

46 görüntülenme

aç ile eceli gelen söyleşir

açın gözü hiçbir şeyi görmez, karnını doyurabilmek için kendisine güçlük çıkaran bir kimseyi öldürebilir.

46 görüntülenme

açık ağız aç kalmaz

isteklerini uygun bir biçimde söylemesini bilen kimse, onları önünde sonunda elde eder.

46 görüntülenme

açtırma kutuyu, söyletme kötüyü

kendin hakkındaki kötü düşüncelerimi veya bildiklerimi bana söyletme.

46 görüntülenme

adımını geri atmak

başladığı bir işten geri dönmek.

46 görüntülenme

acıyan uyumuş, acıkan uyumamış

insan sıkıntıya katlanır da açlığa katlanamaz.

45 görüntülenme

aç yeri başka, acı yeri başka

insanın yüreği ne denli acıyla dolu olsa da yemek yemeyi ister.

45 görüntülenme

ada gibi

pek büyük (gemi).

45 görüntülenme

adalet dağıtmak

kanunların saydığı hakları sahiplerine vermek.

45 görüntülenme

adı çıkmak

1) kötü bir ün kazanmak: Onun adı çıkmış yoksa fena adam değil. 2) hakkı olmayan bir ün kazanmak: O berberin adı çıkmış, aslında iyi tıraş edemiyor.

45 görüntülenme

ağaç olmak

argo bir yerde ayakta durarak çokça beklemek: Neredesin yahu, seni bekleye bekleye ağaç olduk.

45 görüntülenme

yazın gölge hoş, kışın çuval boş

1) yazın keyifli yerlerde tembel tembel oturan kışın yiyecek bulamaz; 2) gençliğinde kazanç peşinde koşmayıp zevke dalan hastalığında veya ihtiyarlığında perişan olur.

44 görüntülenme

ağlamak para etmez

üzülmenin yararı olmaz.

44 görüntülenme

acısını almak

1) acılığını gidermek; 2) sızıyı dindirmek.

44 görüntülenme

aç kalmak, borçlu olmaktan iyidir

sözünün eri olana, borcunu ödeyememek aç kalmaktan daha ağır gelir.

44 görüntülenme

aç susuz kalmak

1) yoksulluktan yaşayamayacak bir duruma gelmek; 2) yoksul bir duruma düşmek.

44 görüntülenme

adı deliye çıkmak

deli olmadığı hâlde deli olarak tanınmak: 'Böyle bir şey yazmaya kalkarsam adım deliye çıkacak.' -R. N. Güntekin.

44 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

feriştahı gelse

argo 1) 'en güçlüsü, en yetkilisi, en üstünü olsa' anlamında kullanılan bir söz; 2) 'en iyisi olsa' anlamında kullanılan bir söz.

126 görüntülenme

ayak yapmak

birini aldatmak, kandırmak için dalavere çevirmek.

126 görüntülenme

(bir işi) resmiyete dökmek

bir iş veya durumu resmî bir yola sokmak, resmî bir nitelik vermek.

126 görüntülenme

(bir işi) tatlıya bağlamak

kavgalı bir işi gönül hoşluğuyla bitirmek: 'Hayır kardeşim, istemez diye tatlıya bağladım.' -O. V. Kanık.

126 görüntülenme

tedbir almak

1) önlem almak: 'Selefleri bu yolda bir sürü tedbir almışlar fakat tam muvaffak olamamışlardır.' -N. F. Kısakürek. 2) hazırlanmak.

126 görüntülenme

nispet vermek (yapmak)

karşısındakini kızdırmak için ona gösteriş yapmak: 'Yolun ortasında bir kolunu belime dolayarak bana şöylece nispet vermesin mi?' -O. C. Kaygılı.

125 görüntülenme

el çektirmek

görevinden uzaklaştırmak: 'Sorumluları tespit edildi, işten el çektirildi.' -M. Ş. Esendal.

125 görüntülenme

ışık tutmak

1) bir yeri ışıkla aydınlatmak: 'Biraz evvel bize ışık tutan sakallı adam bu hareketime dikkat etmişti.' -R. N. Güntekin. 2) düşüncesiyle kılavuzluk etmek, konuyu aydınlatıcı düşünceler söylemek, tutacağı yolu göstermek: 'Gökalp, bu odada her gün yeni bir konuya ışık tutardı.' -Y. Z. Ortaç.

125 görüntülenme

dan dun konuşmak (etmek)

yerli yersiz, ileri geri konuşmak.

125 görüntülenme

dananın kuyruğu kopmak

beklenen veya korkulan sonuç gerçekleşmek: 'İstediğimiz parayı vermezse işte o zaman dananın kuyruğu kopar.' -Y. Kemal.

125 görüntülenme

gönlü kalmak

1) isteyip de edinemediği bir şeyi istemekten vazgeçmemek; 2) gücenmek.

125 görüntülenme

(bir durumu) açığa çıkarmak

ortaya çıkarmak, gözler önüne sermek, anlaşılır duruma getirmek: 'Yolsuzluklarını açığa çıkarması bardağı taşıtan damla oldu.' -H. Topuz.

125 görüntülenme

aklı kesmek

1) anlamak, idrak etmek; 2) bir şeyin olabileceğine inanmak: 'Ağzımı aradı, rahat mıydım, burada okuyacağımı aklım kesmiş miydi?' -A. Kutlu.

125 görüntülenme

üstüne titremek

bir şeye veya kimseye sevgi, özen göstermek: 'Topu topu beş bin lirayı bulan bu tasarrufun üstüne titreyip durmaktaydı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

125 görüntülenme

yüreği yarılmak

çok korkmak.

125 görüntülenme

yer öpmek

esk. bir büyüğün önüne eğilmek.

125 görüntülenme

ayakta kalmak

1) oturacak yer bulamamak; 2) yıkılmamak, çökmemek: Bu yapı beş yüz yıldan beri ayakta kalmıştır. 3) değerini yitirmemek, önemini korumak: 'Ömrü boyunca bu vatan için, bu devletin ayakta kalabilmesi için çalıştı.' -A. Ümit.

125 görüntülenme

dur! (durun!)

'biraz zaman geçsin' anlamıyla cümlelerin başına gelen bir söz: Dur! Bu işi ben yaparım. Durun hele, bakalım ne olacak!

125 görüntülenme

elde etmek

1) bir şeye sahip olmak: 'O parlak siyah gözler, onları bir daha elde edemeyecek miydi?' -H. Z. Uşaklıgil. 2) bir kimseyi kendi hizmetine almak veya kendinden yana çekmek.

125 görüntülenme

yol kesmek

1) geçmesine engel olmak, durdurmak: 'Senin yolunu kesecek, engel olacak değilim.' -M. Yesari. 2) ıssız yerlerde soygunculuk yapmak; 3) motor vb. hızını azaltmak, devrini düşürmek: 'Motorun yanaşmasını bekliyorum, yol kestiği için şimdi hiç gürültü etmiyor.' -Z. Selimoğlu.

125 görüntülenme

eli değmek

bir şey yapmaya vakit ve fırsat bulmak: 'Elim değmişken bir açıklamada bulunayım.' -H. E. Adıvar.

125 görüntülenme

(bir işin) ipleri birinin elinde olmak

o işi el altından yönetmek.

125 görüntülenme

(birini) maytaba almak

biriyle alay etmek, eğlenmek: 'Bu evde hepsi beni maytaba alıyor.' -H. R. Gürpınar.

125 görüntülenme

eşik (eşiğini) atlamak

1) herhangi bir konuyu doyasıya yaşayarak belli bir olgunluğa ulaşmak: 'Sevginin, merhametin eşiğini atlayanlar, ızdırabın gömleğini de kendiliğinden giyinirler.' -A. H. Tanpınar. 2) engelleri aşmak, zorlukları yenmek.

125 görüntülenme

gel zaman git zaman

'aradan oldukça uzun bir zaman geçtikten sonra' anlamında kullanılan bir söz.

125 görüntülenme

el atmak

1) birisinin işine karışmak, müdahale etmek: 'Nereye el atsak, altından kirli işler çıkıyor.' -H. Topuz. 2) bir işe girişmek, teşebbüs etmek: 'Elbette birçok önemli konulara el attı ama ulusumuzun temel sorunlarından bazıları yüzüstü duruyor.' -T. Halman. 3) sarkıntılık etmek: 'Üvey babasının teklifleri, tenhalarda şurasına burasına el atması.' -O. Kemal. 4) yardım etmek, ilgilenmek.

125 görüntülenme

genizden konuşmak (çıkarmak)

burnu tıkalı gibi konuşmak: 'Genzinden çıkardığı seslerle ağlama taklidi yapıyordu.' -O. C. Kaygılı.

124 görüntülenme

falso çıkmak

bozuk olmak: 'Yüzde beş yüz kâr beklediği bu işlerin alt tarafı falso çıkınca apışmış kalmıştı.' -E. E. Talu.

124 görüntülenme

diş geçirmek

zorla veya inatla istediğini yaptırmak: 'Karşısındakine diş geçirmek inadı gene kabarmıştı.' -R. N. Güntekin.

124 görüntülenme

don çekmek

donmak: 'Badem ağacı, ayaz vurmaz, don çekmez, solmaz, dökülmez çiçeklerini açmıştı.' -T. Buğra.

124 görüntülenme