En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

acısını almak

1) acılığını gidermek; 2) sızıyı dindirmek.

36 görüntülenme

hazıra dağlar dayanmaz

sürekli harcama, en büyük birikimleri bile eritir.

36 görüntülenme

aç susuz kalmak

1) yoksulluktan yaşayamayacak bir duruma gelmek; 2) yoksul bir duruma düşmek.

36 görüntülenme

aç yeri başka, acı yeri başka

insanın yüreği ne denli acıyla dolu olsa da yemek yemeyi ister.

36 görüntülenme

açığını kapamak (kapatmak)

1) eksiğinin veya küçük düşürücü durumunun anlaşılmamasını sağlamak; 2) eksiğini tamamlamak.

36 görüntülenme

adımını geri atmak

başladığı bir işten geri dönmek.

36 görüntülenme

afiyet üzere olmak

sağlıklı, rahat yaşıyor olmak.

36 görüntülenme

ağaç kökünden yıkılır

bir düzen, ayrıntıların değişmesiyle değil temelin bozulmasıyla yıkılır.

36 görüntülenme

kuş uçmaz, kervan geçmez

kimsenin uğramadığı ıssız ve sapa yer.

35 görüntülenme

açlık çekmek

yoksulluk içinde bulunmak.

35 görüntülenme

ad yapmak

bir alanda ün kazanmak, ün almak.

35 görüntülenme

gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz

kolay kolay onarılamayacağı için bir kimsenin özellikle de dostlarımızın gönlünü kırmamaya özen göstermeliyiz.

34 görüntülenme

ağı gibi

1) acı veren, çok etkileyen; 2) çok sert, keskin.

34 görüntülenme

ağır durmak

ciddi, ağırbaşlı, oturaklı, soğukkanlı hareket etmek: 'Devlet adamlarının ileri gelenleri böyle sözlere karışmaz, ağır dururlar.' -M. Ş. Esendal.

34 görüntülenme

ağırlığını (ortaya) koymak

kimliğini ve kişiliğini kabul ettirmek.

34 görüntülenme

ağırlık olmak

1) sıkıntı vermek: 'Kimseye ağırlık olmaz, kimseyi sıkıştırmaz, iyilikten başka bir şey yapmaz.' -Ö. Seyfettin. 2) birine yük olmak, kendi masrafını başkasına çektirmek.

34 görüntülenme

dünya malı dünyada kalır

insan öldüğü zaman malını öbür dünyaya götüremez, bu nedenle gerek kendisi için gerekse hayırlı işler için para harcamaktan kaçınmamalıdır.

34 görüntülenme

ağızdan burun yakın, kardeşten karın yakın

insanın kendi yararı her şeyden önemlidir.

34 görüntülenme

buğdayım var deme ambara girmeyince, oğlum var deme yoksulluğa ermeyince (düşmeyince)

bir şeyin senin olduğundan kuşkun kalmaması için gereken bütün koşullar gerçekleşmelidir.

34 görüntülenme

aç kalmak, borçlu olmaktan iyidir

sözünün eri olana, borcunu ödeyememek aç kalmaktan daha ağır gelir.

34 görüntülenme

açlıktan gözü (gözleri) dönmek (kararmak)

çok acıkmak: 'Bu akşam açlıktan gözü dönmüş bir hâlde bir evin mutfağına girmişti.' -S. F. Abasıyanık.

34 görüntülenme

ağzını açıp gözünü yummak

öfke ile, sonunu düşünmeden ağzına gelen bütün ağır sözleri söylemek: 'Fakat bu inat, Emine'nin çenesini açmış; kızın ne kadar kusuru varsa babasından geldiğini söylerken, Tevfik'e ağzını açmış, gözünü yummuştu.' -H. E. Adıvar.

34 görüntülenme

açmaza düşmek

içinden çıkılması güç durumda kalmak.

34 görüntülenme

alışmadık götte don durmaz

bir kimse alışmadığı, sıkıcı bir duruma kendini kolay kolay uyduramaz, ondan bir an önce kurtulmaya çalışır.

34 görüntülenme

adı deliye çıkmak

deli olmadığı hâlde deli olarak tanınmak: 'Böyle bir şey yazmaya kalkarsam adım deliye çıkacak.' -R. N. Güntekin.

34 görüntülenme

adım (adımını) atmak

1) yürümek için ayağını öne doğru uzatıp basmak. 2) mec. bir işe ilk kez girişmek.

34 görüntülenme

afyon yutmak

1) uyuşturucu olarak afyon kullanmak; 2) mec. gerçeği göremeyecek kadar kendinde olmamak.

34 görüntülenme

ağanın gözü, yiğidin sözü

çalışanlarını gereği gibi yöneten ve çalıştıran kişi iyi bir yöneticidir, sözünün eri olan kimse de yiğittir.

34 görüntülenme

ekmek istemez su istemez

hiçbir masrafı yoktur.

33 görüntülenme

dibi görünmeyen tastan su içme

bir işe girişirken her yönünü iyice araştır.

33 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

ışık tutmak

1) bir yeri ışıkla aydınlatmak: 'Biraz evvel bize ışık tutan sakallı adam bu hareketime dikkat etmişti.' -R. N. Güntekin. 2) düşüncesiyle kılavuzluk etmek, konuyu aydınlatıcı düşünceler söylemek, tutacağı yolu göstermek: 'Gökalp, bu odada her gün yeni bir konuya ışık tutardı.' -Y. Z. Ortaç.

97 görüntülenme

boynunu bükmek

1) acındırıcı, çaresiz bir durumda kalmak: 'Biraz düşündükten sonra ağır ağır başını eğip yere baktı ve boynunu büktü.' -Y. Z. Ortaç. 2) bir durumu, bir işi ister istemez kabul etmek: 'Şoför yine boynunu büktü, 'O yürüyemezse, ben de yürüyemem ne yapayım?' der gibi yüzüme baktı.' -N. Hikmet. 3) bitki canlılığını yitirmek.

97 görüntülenme

kına (kınalar) yakmak (koymak, sürmek, vurmak, yakınmak, yakılmak)

1) kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek: 'Bazıları bütün ele, avuçlara değil, yalnız bir tek parmağın baş kısmına kına koyarlardı ki buna yüksük kına tabir olunurdu.' -R. H. Karay. 2) mec. birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek.

97 görüntülenme

sevinçten uçmak

çok sevinmek.

97 görüntülenme

üstüne titremek

bir şeye veya kimseye sevgi, özen göstermek: 'Topu topu beş bin lirayı bulan bu tasarrufun üstüne titreyip durmaktaydı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

97 görüntülenme

feriştahı gelse

argo 1) 'en güçlüsü, en yetkilisi, en üstünü olsa' anlamında kullanılan bir söz; 2) 'en iyisi olsa' anlamında kullanılan bir söz.

97 görüntülenme

(birini) gafil avlamak

umulmadık, beklenmedik bir zamanda yakalamak, zor duruma düşürmek: 'Nasıl sinsice yaklaşmıştı baykuş, düşmanlarını nasıl gafil avlamıştı.' -C. Meriç.

97 görüntülenme

dur! (durun!)

'biraz zaman geçsin' anlamıyla cümlelerin başına gelen bir söz: Dur! Bu işi ben yaparım. Durun hele, bakalım ne olacak!

97 görüntülenme

eli eline değmemek

1) herhangi bir yakınlaşma olmamak; 2) birisiyle cinsel ilişkiye girmemiş olmak.

97 görüntülenme

(birinin) şapkasını giymek (taşımak)

kendi kimliğinin veya düşüncelerinin dışında başka birinin kimliğini geçici olarak taşımak veya onun düşünceleriyle ortaya çıkmak.

97 görüntülenme

gaf yapmak

bilmeden yersiz bir davranışta bulunmak veya başkasını incitecek söz söylemek, pot kırmak, çam devirmek.

97 görüntülenme

(birine, bir şeye) kıymet vermek

değerli olarak kabul etmek, değerlendirmek: 'Müdür bey onun tecrübelerine kıymet vermek şöyle dursun, onu hafife almakla gururunu da kırıyordu.' -K. Korcan.

97 görüntülenme

(birine) diş geçirememek

gücü yetmemek: 'Anası cahil kadın... Delikanlı oğluna diş geçiremedi.' -R. N. Güntekin.

97 görüntülenme

gözü yolda (yollarda) kalmak (olmak)

birinin gelmesini merak, istek veya özlemle beklemek.

97 görüntülenme

barut gibi

1) öfkeli, huysuz, sert, aksi (kimse): 'Hocamız barut gibi sert bir adam.' -H. R. Gürpınar. 2) pek ekşi; 3) acı.

96 görüntülenme

hık mık etmek

1) bir işten kaçınmak için bahaneler ileri sürmeye çalışmak; 2) sorulan bir soruya açık bir anlamı olmayan, belirsiz cevaplar vermek.

96 görüntülenme

yüz çevirmek

gösterdiği ilgiyi kesmek: '... vergi kâtibinden yüz çevirmişler, kendisine hasım olmuşlardı.' -E. E. Talu.

96 görüntülenme

diş geçirmek

zorla veya inatla istediğini yaptırmak: 'Karşısındakine diş geçirmek inadı gene kabarmıştı.' -R. N. Güntekin.

96 görüntülenme

zihni bulanmak (karışmak)

1) düşünürken olaylar arasındaki bağlantıyı yitirmek; 2) ne yapacağını şaşırmak: 'Duvar saatine bakmayı akıl ettiğinde ise zihni adamakıllı bulandı.' -İ. O. Anar.

96 görüntülenme

giydiği yakışırken eller bakışırken

'gençken, güzelken' anlamında kullanılan bir söz.

96 görüntülenme

dananın kuyruğu kopmak

beklenen veya korkulan sonuç gerçekleşmek: 'İstediğimiz parayı vermezse işte o zaman dananın kuyruğu kopar.' -Y. Kemal.

96 görüntülenme

bir baltaya sap olamamak

belli bir iş sahibi olamamak: 'Tavla, domino ve muhtelif kâğıt oyunlarından başka bir şey bilmediği için bir baltaya sap olamamıştı.' -R. N. Güntekin.

96 görüntülenme

içi daralmak

sıkılmak, bunalmak: 'Hayvan aklıma geldikçe içim daralıyor dayı.' -N. Kurşunlu.

96 görüntülenme

ayağının altına karpuz kabuğu koymak

bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle işinden uzaklaştırmak.

96 görüntülenme

aklı çıkmak

sonucun kötü olacağını düşünerek korkuya kapılmak: Para harcayacak diye aklı çıkıyor.

96 görüntülenme

dile getirmek

1) konuşturmak: 'Yıllar yılı, bu amaçları devlet adamlarımız, basınımız, sanat âlemimiz dile getirip durmuştur.' -T. Halman. 2) belirtmek, anlatmak, açıklamak, ifade etmek: 'Kendi kendime, adlı şiirinde bunu şöyle dile getirir.' -S. Birsel.

96 görüntülenme

içi kan ağlamak

çok üzüntü duymak: 'Demin Raif Efendi'nin karısını dinlerken içim kan ağlıyordu.' -Y. K. Beyatlı.

96 görüntülenme

(birini) avucunun içinde tutmak

ona istediğini yaptıracak güçte olmak.

96 görüntülenme

(bir şeyin) içine etmek (sıçmak)

kaba bozup berbat etmek, içine etmek.

96 görüntülenme

feryat etmek

1) yüksek sesle haykırmak: 'İnsan tehlike karşısında ancak ana diliyle feryat edebiliyor.' -N. Hikmet. 2) mec. büyük bir yokluk, zarar ve sıkıntı içinde bulunmak: İstanbul, susuzluktan feryat ediyor.

96 görüntülenme