En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

açmaza düşmek

içinden çıkılması güç durumda kalmak.

43 görüntülenme

adalet dağıtmak

kanunların saydığı hakları sahiplerine vermek.

43 görüntülenme

ağacın kurdu içinde olur

bir topluluğu çökertecek olan şey yine kendi içinden çıkar.

43 görüntülenme

ağır durmak

ciddi, ağırbaşlı, oturaklı, soğukkanlı hareket etmek: 'Devlet adamlarının ileri gelenleri böyle sözlere karışmaz, ağır dururlar.' -M. Ş. Esendal.

42 görüntülenme

ağlamak para etmez

üzülmenin yararı olmaz.

42 görüntülenme

açın uykusu gelmez

1) aç olan kimse, kendisine ne kadar rahatlık sağlanırsa sağlansın, dinlendirilemez. 2) bir şeye ihtiyaç duyan kimse, ancak onun giderilmesiyle rahata kavuşturulabilir.

42 görüntülenme

açlıktan gözü (gözleri) dönmek (kararmak)

çok acıkmak: 'Bu akşam açlıktan gözü dönmüş bir hâlde bir evin mutfağına girmişti.' -S. F. Abasıyanık.

42 görüntülenme

alışmadık götte don durmaz

bir kimse alışmadığı, sıkıcı bir duruma kendini kolay kolay uyduramaz, ondan bir an önce kurtulmaya çalışır.

42 görüntülenme

adım (adımını) atmak

1) yürümek için ayağını öne doğru uzatıp basmak. 2) mec. bir işe ilk kez girişmek.

42 görüntülenme

afiyet üzere olmak

sağlıklı, rahat yaşıyor olmak.

42 görüntülenme

ağır yara almak

1) kavgada veya savaşta önemli ölçüde zarar görmek; 2) bir olayda beklenmeyen sıkıntılı ve olumsuz bir duruma düşmek.

41 görüntülenme

ağırlık olmak

1) sıkıntı vermek: 'Kimseye ağırlık olmaz, kimseyi sıkıştırmaz, iyilikten başka bir şey yapmaz.' -Ö. Seyfettin. 2) birine yük olmak, kendi masrafını başkasına çektirmek.

41 görüntülenme

ağız aramak (yoklamak)

öğrenmek istenilen şeyi söyletecek yolda dil kullanmak.

41 görüntülenme

ağızdan burun yakın, kardeşten karın yakın

insanın kendi yararı her şeyden önemlidir.

41 görüntülenme

hazıra dağlar dayanmaz

sürekli harcama, en büyük birikimleri bile eritir.

41 görüntülenme

aç tokun gözüne bakmakla doymaz

yoksul insanla ilgilenmek ancak ona yardım etmekle olur.

41 görüntülenme

açığını kapamak (kapatmak)

1) eksiğinin veya küçük düşürücü durumunun anlaşılmamasını sağlamak; 2) eksiğini tamamlamak.

41 görüntülenme

açık göte herkes tükürür

utanç verici, iğrendirici davranışları herkes ayıplar, tiksinti ile karşılar.

41 görüntülenme

açlık çekmek

yoksulluk içinde bulunmak.

41 görüntülenme

ağzını açıp gözünü yummak

öfke ile, sonunu düşünmeden ağzına gelen bütün ağır sözleri söylemek: 'Fakat bu inat, Emine'nin çenesini açmış; kızın ne kadar kusuru varsa babasından geldiğini söylerken, Tevfik'e ağzını açmış, gözünü yummuştu.' -H. E. Adıvar.

41 görüntülenme

ad yapmak

bir alanda ün kazanmak, ün almak.

41 görüntülenme

adı kalmak

bir kimse veya bir şey öldükten, ortadan çekildikten sonra dillerde yalnız adı dolaşmak.

41 görüntülenme

adını bağışlamak

hlk. kendi adını başka bir kimseye söylemek: Adınızı bağışlar mısınız?

41 görüntülenme

dibi görünmeyen tastan su içme

bir işe girişirken her yönünü iyice araştır.

40 görüntülenme

ağı gibi

1) acı veren, çok etkileyen; 2) çok sert, keskin.

40 görüntülenme

it itle gezer

kötü biri ancak kendisi gibi kötü olan birisiyle arkadaş olur.

40 görüntülenme

dünya malı dünyada kalır

insan öldüğü zaman malını öbür dünyaya götüremez, bu nedenle gerek kendisi için gerekse hayırlı işler için para harcamaktan kaçınmamalıdır.

40 görüntülenme

adı çıkmış dokuza, inmez sekize

'birinin bir kere adı çıktıktan sonra onun hakkındaki yaygın inanç artık kolay kolay düzelemez' anlamında kullanılan bir söz: 'Artık o yana bir daha gelme, adın çıktı dokuza, inmez sekize, demedim miydi?' -B. Günel.

40 görüntülenme

adı sanı olmak

bilinmek, tanınmak, ünlü olmak: 'Osman Efendi'nin adı sanı vardı.' -İ. H. Baltacıoğlu.

40 görüntülenme

kuş uçmaz, kervan geçmez

kimsenin uğramadığı ıssız ve sapa yer.

39 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

don çekmek

donmak: 'Badem ağacı, ayaz vurmaz, don çekmez, solmaz, dökülmez çiçeklerini açmıştı.' -T. Buğra.

123 görüntülenme

el çektirmek

görevinden uzaklaştırmak: 'Sorumluları tespit edildi, işten el çektirildi.' -M. Ş. Esendal.

123 görüntülenme

inim inim inletmek

birini büyük sıkıntıya sokmak.

123 görüntülenme

teneffüs etmek

soluk almak: 'Sanki teneffüs ettiği havayı kollayan bir tilki gibi tetikte, sihirli ve hamarat görünürdü.' -A. Ş. Hisar.

123 görüntülenme

ışık tutmak

1) bir yeri ışıkla aydınlatmak: 'Biraz evvel bize ışık tutan sakallı adam bu hareketime dikkat etmişti.' -R. N. Güntekin. 2) düşüncesiyle kılavuzluk etmek, konuyu aydınlatıcı düşünceler söylemek, tutacağı yolu göstermek: 'Gökalp, bu odada her gün yeni bir konuya ışık tutardı.' -Y. Z. Ortaç.

123 görüntülenme

dan dun konuşmak (etmek)

yerli yersiz, ileri geri konuşmak.

123 görüntülenme

kulağına küpe olmak (etmek)

başa gelen bir durumdan alınan dersi unutmamak: 'Bu sözümü kulağına küpe et kızım!' -R. N. Güntekin.

123 görüntülenme

üstüne titremek

bir şeye veya kimseye sevgi, özen göstermek: 'Topu topu beş bin lirayı bulan bu tasarrufun üstüne titreyip durmaktaydı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

123 görüntülenme

direktif vermek

talimat vermek, emretmek, buyurmak: 'Projelere, tasavvurlara geçildi, Paşa direktifler veriyordu.' -T. Buğra.

123 görüntülenme

feriştahı gelse

argo 1) 'en güçlüsü, en yetkilisi, en üstünü olsa' anlamında kullanılan bir söz; 2) 'en iyisi olsa' anlamında kullanılan bir söz.

123 görüntülenme

ayak yapmak

birini aldatmak, kandırmak için dalavere çevirmek.

123 görüntülenme

ayakta kalmak

1) oturacak yer bulamamak; 2) yıkılmamak, çökmemek: Bu yapı beş yüz yıldan beri ayakta kalmıştır. 3) değerini yitirmemek, önemini korumak: 'Ömrü boyunca bu vatan için, bu devletin ayakta kalabilmesi için çalıştı.' -A. Ümit.

123 görüntülenme

aklını kaçırmak

1) delirmek: 'Cesareti de adamakıllı kırılmış, aklını kaçıran babasının hâli onu perişan etmişti.' -İ. O. Anar. 2) gereksiz, yersiz iş yapmak.

123 görüntülenme

(bir işe) kendini vermek (vurmak veya çalmak)

bir şeye bütün varlığıyla bağlanmak, başka her şeyle ilgisini kesip tek şeyle aşırı ölçüde ilgilenmek: 'Sattım dükkânı, verdim kendimi tiyatroculuğa.' -N. Hikmet.

123 görüntülenme

göz hapsine almak

bakışlarını üzerinden ayırmamak, gözetlemek, hiçbir davranışını gözden kaçırmamak: 'Sözü sohbeti yerinde görünen birkaç erkeği haftalarca göz hapsine aldı.' -R. N. Güntekin.

123 görüntülenme

(birini) makaraya almak (sarmak)

bir kimseyle alay etmek.

123 görüntülenme

(bir şey birinin) zihnini kurcalamak (tırmalamak)

1) bir şey sık sık hatırlanıp insanı düşündürmek: 'Beni sevmiyor, yeniden zihnimi kurcalamak, sinirlerimi üzüntü içinde bırakmak istiyor.' -E. İ. Benice. 2) çözülmesi gerekli bir konu üzerinde durmak.

123 görüntülenme

cep harçlığını çıkarmak

günlük masrafını karşılayacak kadar kazanç sahibi olmak: 'Tuttuğu odayı, ayda üç bin Frankla başkasına veriyor; arada hiç olmazsa cep harçlığını çıkarıyordu.' -A. İlhan.

122 görüntülenme

(birinin) tepesine dikilmek

başına dikilmek.

122 görüntülenme

(birinin) üstünden silindir gibi geçmek

perişan etmek, çok yormak.

122 görüntülenme

(birinin) künyesini okumak

ayıplarını yüzüne vurarak bir kimseye sövmek.

122 görüntülenme

(bir şeyin) kanını emmek

insafsızca sömürmek: 'Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa hâlinde katı toprak üzerine attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

122 görüntülenme

feryat etmek

1) yüksek sesle haykırmak: 'İnsan tehlike karşısında ancak ana diliyle feryat edebiliyor.' -N. Hikmet. 2) mec. büyük bir yokluk, zarar ve sıkıntı içinde bulunmak: İstanbul, susuzluktan feryat ediyor.

122 görüntülenme

yer öpmek

esk. bir büyüğün önüne eğilmek.

122 görüntülenme

dur! (durun!)

'biraz zaman geçsin' anlamıyla cümlelerin başına gelen bir söz: Dur! Bu işi ben yaparım. Durun hele, bakalım ne olacak!

122 görüntülenme

(bir işi birinin) sütüne havale etmek

işi, beklenen biçimde yapmasını o kişinin vicdanına bırakmak.

122 görüntülenme

elde etmek

1) bir şeye sahip olmak: 'O parlak siyah gözler, onları bir daha elde edemeyecek miydi?' -H. Z. Uşaklıgil. 2) bir kimseyi kendi hizmetine almak veya kendinden yana çekmek.

122 görüntülenme

yol kesmek

1) geçmesine engel olmak, durdurmak: 'Senin yolunu kesecek, engel olacak değilim.' -M. Yesari. 2) ıssız yerlerde soygunculuk yapmak; 3) motor vb. hızını azaltmak, devrini düşürmek: 'Motorun yanaşmasını bekliyorum, yol kestiği için şimdi hiç gürültü etmiyor.' -Z. Selimoğlu.

122 görüntülenme

payidar kalmak (olmak)

kalmak, yok olmamak, yaşamak: 'Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.' -Atatürk.

122 görüntülenme

nabzını yoklamak

1) niyetini, düşüncesini, eğilimini anlamaya çalışmak: 'Milletin sesini işitmek, nabzını yoklamak, meselesini ve durumunu kaynakta öğrenmek istiyordu.' -T. Buğra. 2) düşünce, niyet ve eğilimi anlamak için ön araştırma yapmak.

122 görüntülenme