En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

aç açık kalmak

yoksulluk içinde, evsiz barksız kalmak.

42 görüntülenme

aç kurt aslana saldırır

aç kimse karnını doyurmak için gerekirse ölümü göze alır.

41 görüntülenme

aç ayı oynamaz

kendisinden iş beklenilen kimseden emeğinin karşılığı esirgenmemelidir.

40 görüntülenme

aç kurt yavrusunu yer

açın gözü kararmıştır, karnını doyurmak için ölümü bile göze alarak kendisinden kat kat güçlü olan yaratıklarla boğuşur.

40 görüntülenme

ağaca balta vurmuşlar 'sapı bedenimden' demiş

insana en yakını bile kötülük edebilir.

40 görüntülenme

aç esner, âşık gerinir

herkes içinde bulunduğu koşula göre davranır.

39 görüntülenme

aç kurt gibi

büyük bir istekle.

39 görüntülenme

acı çekmek (duymak)

1) ağrı, sızı duymak: Ameliyattan sonra çok acı çekti. 2) mec. üzülmek, üzüntü içinde kalmak: 'Bu faciaya bizzat karışmışım gibi bir acı duyuyordum.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

38 görüntülenme

acıkanın yanağından, susayanın dudağından belli olur

bir insanın ne durumda olduğu yüzünden anlaşılır.

38 görüntülenme

aç aslandan tok domuz yeğdir

soysuz olup para kazanan, soylu olup da para kazanmayandan üstündür.

38 görüntülenme

değirmenden gelenden poğaça umarlar

başka bir yerden gelen kimseden, geldiği yerle ilgili, küçük de olsa bir armağan beklenir.

38 görüntülenme

acze düşmek

çaresiz kalmak, elinden bir şey gelmemek.

37 görüntülenme

aç domuz darıdan çıkmaz

kötü yaradılışlı aç olan kimse kime, neye zarar verdiğini düşünmeden sadece karnını doyurmaya bakar.

37 görüntülenme

acele işe şeytan karışır

düşünüp taşınmadan ivedi olarak yapılan işten iyi sonuç alınamaz.

36 görüntülenme

acından ölmek

1) çok acıkmak; 2) aşırı derecede yoksul olmak.

36 görüntülenme

misafir on kısmetle gelir, birini yer dokuzunu bırakır

Tanrı, misafirin yediğinden kat kat fazlasını, misafir ağırlıyor diye ev sahibine verir.

36 görüntülenme

âciz kalmak

çok uğraşmasına karşın bir işi yapamamak: 'Kitaplar Taptuk'u anlatmaktan âciz kalır.' -A. Kabaklı.

36 görüntülenme

aç aç ile yatınca arada dilenci doğar

karı koca yoksul olursa bunların çocukları da yoksul olur.

36 görüntülenme

aç kalmak

1) karnını doyuramamak: 'Fatma'nın yemek çantası olmasaydı, dün aç kalmıştım.' -F. R. Atay. 2) yoksulluğa düşmek.

36 görüntülenme

ağzı oynamak

1) bir şeyler yemek; 2) konuşmak.

36 görüntülenme

afyon çekmek

keyif için afyon yutmak.

36 görüntülenme

aslan kocayınca sıçan deliği gözetir

güçlü olduğunda ağır ve büyük işler yapan, büyük kazançlar elde eden kimse, güçten düşünce pek küçük işlerle uğraşır, azla yetinir.

35 görüntülenme

ağız kalabalığına getirmek

1) birini gereksiz sözlerle şaşırtmak; 2) ilgisiz sözler söyleyerek asıl konudan uzaklaştırmak.

35 görüntülenme

Karadeniz'de gemilerin mi battı?

çok düşünceli ve durgun görünen kimseler için kullanılan bir söz.

35 görüntülenme

acı gelmek

dokunmak, kırmak, üzmek: 'Bu durumun gerçeklerle uyumsuzluğu ona acı geliyor.' -A. Kutlu.

35 görüntülenme

acısı ortaya çıkmak

olumsuz sonucu yavaş yavaş ortaya çıkmak: 'Dur bakalım daha hele, o içtiklerinin acısı bir bir çıkacak ortaya.' -M. İzgü.

35 görüntülenme

aç at yol almaz, aç it av almaz

iş gördürdüğünüz kimselerin haklarını tam olarak vermezseniz kendilerinden yararlanamazsınız.

35 görüntülenme

aç doyurmak

yoksulları beslemek.

35 görüntülenme

aç ölmez gözü kararır, susuz ölmez benzi sararır

yoksulluk insanı öldürmez ama türlü türlü üzüntü ve sıkıntı içinde yıpratır.

35 görüntülenme

açık kapı bırakmak

gereğinde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak.

35 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

(bir işe) adı karışmak

kötü bir işle birinin ilgisi bulunduğu söylenilmek.

73 görüntülenme

ekmediği yerden biter

umulmayan ve istenilmeyen yerde karşılaşılan kimseler için kullanılan bir söz.

73 görüntülenme

bis yapmak

seyirci, beğenilen bir konserin sonunda tempolu biçimde alkışlayarak sanatçıyı veya sanatçıları bir eser seslendirmesi için yeniden sahneye çağırmak.

73 görüntülenme

suyunu çekmek

1) yemek kaynayıp suyu kalmamak; 2) tkz. tükenmek: 'Paralar suyunu çekti. Fabrika da olduğu gibi Nihat'a geçti.' -N. F. Kısakürek.

73 görüntülenme

(bir şeye) kanaat getirmek

kanmak, aklı yatmak, inanmak: 'Artık Kâmuran'ın ömrümün en büyük aşkı, geleceğime bir tek hâkim kudret olduğuna kanaat getirdim.' -H. E. Adıvar.

72 görüntülenme

(birine) gözünün üstünde kaşın var dememek

birinin her davranışını hoş görmek.

72 görüntülenme

tabana kuvvet kaçmak

çok hızlı, koşarak kaçmak: 'Sanki yerden taş aldığımı, hayır eğildiğimi görmüş gibi tabana kuvvet kaçıyor.' -S. F. Abasıyanık.

72 görüntülenme

sürüp gitmek

eskiden olduğu gibi, eskiden nasılsa gene öyle olmak, öyle devam etmek: 'Laf atmalar, ıslık çalmalar, kavgaya tutuşmalar gün boyu sürüp gitti.' -L. Tekin.

72 görüntülenme

yoluna baş koymak

bir amaca, bir gayeye yönelmek, bütün varlığıyla kendini vermek.

72 görüntülenme

(birine) kollarını açmak

1) içtenlikle karşılamak veya kucaklamaya hazırlanmak, sevgisini ve dostluğunu göstermek: 'O gün ... bütün bir yıl dargın durduklarına kollarını açarlardı.' -H. Taner. 2) korumak, yardım etmek.

72 görüntülenme

el çektirmek

görevinden uzaklaştırmak: 'Sorumluları tespit edildi, işten el çektirildi.' -M. Ş. Esendal.

72 görüntülenme

eline geçmek

1) kazanmak, edinmek, elde etmek: 'Evi sattım, elime bin iki yüz lira kadar bir şey geçti.' -Ö. Seyfettin. 2) rastlamak, bulmak: Eline geçen her kitabı okur. 3) yakalamak.

72 görüntülenme

... demeye getirmek

doğrudan söylemeyip dolayısıyla anlatmak: 'Hadi, sedirin önünde tepsiyi elimden sen al, demeye getiriyormuş.' -A. Ağaoğlu.

72 görüntülenme

ok atmak

hlk. miras kalan malları paylaştırmak için ad çekmek.

72 görüntülenme

icat etmek

1) ilk kez yeni bir şey yaratmak: 'Nihayet, yaza çize ilk satırı üç nokta ile başlayan yeni bir tarz icat ettim.' -Y. Z. Ortaç. 2) bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek: 'Çok durduğumdan şüphelenmesinler diye uydurma bir tamir icat ettim.' -A. Gündüz.

72 görüntülenme

karda yürüyüp (gezip) izini belli etmemek

kimsenin sezemeyeceği biçimde gizli iş çevirmek: 'Karda yürüyüp izini belli etmemek, cümlesiyle tarif edilen bu sinsilik, hedefine asla varamayan adi bir hiledir.' -P. Safa.

72 görüntülenme

gönlünü çelmek

1) kandırmak, yola getirmek, aşkını kazanmak: 'Nice beyler, paşalar onun peşinde yıllarca dolaşmışlar, onun gönlünü çelmek için her türlü çareye başvurmuşlardı.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) kendi yanına çekmek, sempatisini kazanmak: 'İlk tanıştığımız günden beri bana karşı gösterdiği yakınlıkla gönlümü çelmiş bulunmaktaydı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

72 görüntülenme

direktif vermek

talimat vermek, emretmek, buyurmak: 'Projelere, tasavvurlara geçildi, Paşa direktifler veriyordu.' -T. Buğra.

72 görüntülenme

onur duymak

onurlanmak: 'Piyesini sahneye koymaktan büyük onur duyduğunu söyledi.' -C. Uçuk.

72 görüntülenme

ayakta kalmak

1) oturacak yer bulamamak; 2) yıkılmamak, çökmemek: Bu yapı beş yüz yıldan beri ayakta kalmıştır. 3) değerini yitirmemek, önemini korumak: 'Ömrü boyunca bu vatan için, bu devletin ayakta kalabilmesi için çalıştı.' -A. Ümit.

72 görüntülenme

(aralarında) kan olmak

aralarında kan davası bulunmak.

72 görüntülenme

aklını kaçırmak

1) delirmek: 'Cesareti de adamakıllı kırılmış, aklını kaçıran babasının hâli onu perişan etmişti.' -İ. O. Anar. 2) gereksiz, yersiz iş yapmak.

72 görüntülenme

içi içini yemek

1) istediğini yapamama yüzünden üzülmek: 'Bir an önce varalım diye içim içimi yiyor.' -A. İlhan. 2) dert etmek.

72 görüntülenme

(bir işin) başında olmak

1) yöneticisi olmak: Senin müdür başımda olduğu sürece bana da rahat yüzü yoktur. 2) işe sahip çıkmak.

72 görüntülenme

helal süt emmek

doğruluktan ayrılmamak: 'Helal süt emmiş, dürüst, temiz, çalışkan bir mühendis bulalım.' -A. Kulin.

72 görüntülenme

... duygusu uyandırmak

bir duygu oluşturmak: 'Bu çeşit mülahazalar bizde ancak bir isyan duygusu uyandırabilirdi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

72 görüntülenme

görmediğe (görmemişe) dönmek

1) tam bir sağlığa kavuşmak; 2) başından geçmemiş gibi olmak: 'Bir saniye içinde hasret ve firkati hiç görmemişe dönersiniz.' -R. N. Güntekin.

72 görüntülenme

ağzı açık (bir karış açık) kalmak

çok şaşırmak, şaşakalmak: 'Başımı kaldırıp yukarı bakınca şaşkınlıktan ağzım açık kalıyor.' -A. Ümit.

72 görüntülenme

(birine, bir şeye) kıymet vermek

değerli olarak kabul etmek, değerlendirmek: 'Müdür bey onun tecrübelerine kıymet vermek şöyle dursun, onu hafife almakla gururunu da kırıyordu.' -K. Korcan.

72 görüntülenme

(birine) diş geçirememek

gücü yetmemek: 'Anası cahil kadın... Delikanlı oğluna diş geçiremedi.' -R. N. Güntekin.

72 görüntülenme