Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

papaz olmak

çıkarları ters düştüğü için sürtüşmek.

122

papaz uçurmak

argo içkili eğlence düzenlemek: 'Bu gece beş, on para çıkarırsan izinli gecemde papaz uçururuz.' -K. Tahir.

125

papaza dönmek

saçı ve sakalı uzamak, darmadağın olmak.

105

papaza kızıp oruç (perhiz) bozmak

başkasına kızıp kendisine zarar verecek iş görmek.

121

papazı bulmak

beklemediği kötü bir sonuçla karşılaşmak, belasını bulmak: 'Her işin tehlikesine ortak. Benim başım derde girerse o da papazı bulur.' -R. Erduran.

51

papazlık etmek

ders vermek, ikna edici sözlerle kandırmak: 'Aldırma. Bana da papazlık etmeye kalktı ama ağzının payını verdim. Biz keyfimize bakalım.' -A. Gündüz.

115

par par yanmak

yüksek ateşi olmak; bir yanıp bir sönmek; ışıl ışıl parlamak.

115

para basmak

1) darphanede, basımevinde metali veya kâğıdı para durumuna getirmek; 2) mec. kumarda ortaya para koymak; 3) mec. çok kazanmak; 4) mec. çok kazandırmak.

119

para bozmak

büyük parayı ufak paralarla değiştirmek.

107

para çekmek

bir yere yatırılmış paradan bir bölümünü geri almak: 'Murat Bey artık açık kapatmak için bankadan para çekmiyordu.' -T. Buğra.

109

para çıkarmak

1) para basmak; 2) başka yerde bulunan kimseye posta veya banka ile para göndermek.

115

para çıkışmamak

para yetişmemek: 'Emine göğsünün altından çıkardığı rutubetli bir meşin çantanın orta gözünü açtı, hesapladı, kırk para çıkışmıyordu.' -R. H. Karay.

56

para dökmek (akıtmak)

çok para harcamak: 'Avuç avuç bu fettan kadına para dökerler de doktora on kuruş vermeyi çok görürler.' -E. İ. Benice.

105

para dönmek

rüşvetle iş yapılmak.

107

para etmek

değeri olmak.

43

para etmemek

1) değeri pahasına satılamamak; 2) etkisi olmamak, işe yaramamak: 'Tastamam geriye dönmedik ama dönsek de para etmez.' -N. F. Kısakürek.

126

para getirmek

kazanç sağlamak: 'Hiç ömrümde bir saatimin bu kadar para getirdiğini bilmiyordum.' -M. Ş. Esendal.

118

para ile değil

çok ucuz.

103

para kesmek

1) para basmak; 2) mec. çok para kazanmak: 'Büyük para kesiyor, yeni yeni bilezikler alıyor.' -H. R. Gürpınar.

102

para kırmak

çok kazanmak: 'Ayda üç yüz liradan para kırıyorsun, halis muhlis burjuvasın.' -P. Safa.

111

para pul tutmamak

hesabını bilmemek, birikim yapmamak.

42

para saçmak

gereğinden çok para harcamak.

136

para saymak

ödemek.

106

para sızdırmak (koparmak)

zorlayarak veya kandırarak birinden para almak: 'Ben kızımı bilirim, bu tartışmaları bahane ederek Metin'den para sızdıracaktı.' -A. Ümit.

50

para tutmak

para biriktirmek.

122

para yapmak

para kazanıp biriktirmek: 'Açıkhava'da, Maksim'de verdiği temsillerle kısa zamanda ün ve para yaptı.' -H. Taner.

109

para yatırmak

gerektiğinde almak üzere bir yere para vermek.

115

para yedirmek

1) gereksiz olarak başkasına çok para harcamak; 2) rüşvet vermek.

113

para yemek

1) gereksiz olarak çok para harcamak; 2) çok para harcatmak; 3) görevli bulunduğu yerin imkânlarından yararlanarak para çalmak, rüşvet almak.

123

paradan çıkmak

para harcamak zorunda kalmak: 'Canım ne lüzumu var, paradan çıkıyorsun diye âdeta beni azarlıyor.' -R. N. Güntekin.

103