En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

ağzı var dili yok

1) 'pek sessiz, kendi hâlinde' anlamında kullanılan bir söz: 'Benim gibi ağzı var dili yok bir kadınla ne zevkleniyorsunuz?' -B. Felek. 2) 'konuşamayan, derdini anlatamayan' anlamında kullanılan bir söz: 'Hey zavallı balık, diyor, ağzın var dilin yok.' -S. F. Abasıyanık.

28 görüntülenme

canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır

güzel yaşamak isteyen kişi, bu yaşayışın yükünü çekmeyi göze almalı ve gerekli kaynakları elinin altında bulundurmalıdır.

28 görüntülenme

talihsiz hacıyı deve üstünde yılan sokar

amacını gerçekleştirmesi mümkün olmayan kişinin karşısına, hatır ve hayale gelmeyen ve yenilemeyen engeller çıkar.

28 görüntülenme

cin tutana bir muska yeter

çok kızmış birisini yatıştırmak için akıllı bir kimsenin sözlü veya yazılı öğüdü etkili olur.

28 görüntülenme

el terazi, göz mizan

elle tartıp ağırlığı, gözle bakıp hacmi tahmin edebiliriz.

28 görüntülenme

açık kapamak

bütçenin gider fazlasını, para sağlayarak ortadan kaldırmak.

28 görüntülenme

açıklığa kavuşturmak

bir konu veya sorunu aydınlatmak, kapalılıktan kurtarmak, anlaşılır duruma getirmek.

28 görüntülenme

açın koynunda (karnında) ekmek durmaz (eğleşmez)

kazancı yetmeyen kişi, eline geçeni hemen harcar, yarını için bir şey saklayamaz.

28 görüntülenme

açın kursağına çörek dayanmaz

yoksulluk içinde bulunan kimsenin bir eksiği giderilse başka bir eksiği kendini gösterir.

28 görüntülenme

ada bana, adayım sana

sen bir kimse için fedakârlıkta bulunursan o da senin için fedakârlıkta bulunur.

28 görüntülenme

alçacık eşeğe herkes biner

güçsüz ve koruyucusuz bir kimseyi buyruk altına almak ve ezmek kolaydır.

28 görüntülenme

dazlayan daza düşer, kel başlı kıza düşer

evleneceği kişiyi seçmekte çok titizlik gösteren kimse, çoğu kez istemediği, beğenmediği bir kişiye düşer.

28 görüntülenme

adı var

1) beklenilen, istenilen özelliklere sahip olmayan; 2) tercih edilecek özelliklere sahip.

28 görüntülenme

adımını attırmamak

1) rahat davranmasını engellemek amacıyla sürekli olarak denetim altında bulundurmak; 2) bir yere girmesine engel olmak.

28 görüntülenme

afi kesmek (satmak, yapmak)

birine karşı gösteriş yapmak: 'Yanındaki kıza afi yapmak için onun önüne, dilenciye sadaka verir gibi bahşiş fırlatan bir züppeyi, bıraksalar öldürecekti.' -H. Taner.

28 görüntülenme

afyonu patlamak

ayılmak, kendine gelmek.

28 görüntülenme

ağaç yaprağıyla gürler (güzeldir)

insan önemli işleri akrabası, yakınları, yandaşlarından güç alarak daha kolay yapar.

28 görüntülenme

ağanın alnı terlemezse ırgadın burnu kanamaz

işveren işçisi ile birlikte çalışmazsa işçi işe var gücüyle sarılmaz.

28 görüntülenme

ağır basmak

ağırlık olarak fazla gelmek.

27 görüntülenme

yavaş tükürüğün sakala zararı var

sert davranmak gereken durumlarda gevşek davranan kişi bu tutumunun zararını görür.

27 görüntülenme

ağır kazan geç kaynar

1) kalın kafalı insan bir konuyu zor anlar; 2) tembel olan işi geç yapar.

27 görüntülenme

serçeden korkan darı ekmez

tehlikeleri gözde büyüterek işe girişmekte çekingen davrananlar amaçlarına ulaşamazlar.

27 görüntülenme

ağız yemese, yüz utanmaz

armağan alan, armağanı verenin isteğini yerine getirmemeye çekinir ve mutlaka yapmaya çalışır.

27 görüntülenme

ağlama ölü için, ağla deli için

yakınlarından biri ölenin acısı zamanla küllenir ancak bir yakını deli olanın acısı hiçbir zaman dinmez.

27 görüntülenme

bozacının şahidi şıracı

aynı düşüncede ve aynı yapıda olan insanlar birbirlerini korurlar, kollarlar.

27 görüntülenme

ağlar gözden, sahte sözden kendini sakın

kendini acındıranlardan kork.

27 görüntülenme

su içene yılan bile dokunmaz

düşman olsa bile su içen kimseye dokunulmamalıdır.

27 görüntülenme

ağustosta beyni kaynayanın zemheride kazanı kaynar

yazın çalışan kışın rahat eder.

27 görüntülenme

ağza almamak

anmamak, sözünü etmemek: 'Tövbekâr olduktan sonra eskiden işlediğimiz günahlar ağza alınmaz.' -H. E. Adıvar.

27 görüntülenme

ağza tat, boğaza feryat

'miktarı çok az olan yiyecek' anlamında kullanılan bir söz.

27 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

faaliyet göstermek

1) çalışmak; 2) işler durumda olmak, etkinlik göstermek: 'Casusların en çok faaliyet gösterdikleri liman da burasıydı.' -F. F. Tülbentçi.

94 görüntülenme

dini imanı para

tek düşüncesi para olan kimseler için kullanılan bir söz.

93 görüntülenme

a'dan z'ye (kadar)

baştan aşağı, tamamen, tamamıyla, bütünüyle: Evini a'dan z'ye değiştirdi.

93 görüntülenme

hatır (hatırını) saymak

gerekli saygıyı göstermek.

93 görüntülenme

boş bulunmak

1) dikkatsiz ve dalgın bulunmak: 'Nasıl boş bulunup o gazeteci kızın resmini çekmesine imkân verdi?' -A. İlhan. 2) söylenmesi sakıncalı olan bir şeyi söyleyivermek.

93 görüntülenme

cephe açmak

savaş olmayan bir bölgede, savaşa hazırlanmak ve başlamak: 'Avusturyalılara karşı Makedonya'da cephe açarak Selanik'e otuz bin asker çıkardılar.' -N. Cumalı.

93 görüntülenme

üç aşağı beş yukarı

yaklaşık olarak, az bir farkla: 'Üç aşağı beş yukarı anlaştık sayılır.' -S. F. Abasıyanık.

93 görüntülenme

kapıyı açmak

1) bir işe veya bir konuya öncelikli olarak başlamak; 2) bir işte başkalarına örnek olmak.

93 görüntülenme

fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna (kıçına) kabak bağlamış

1) 'yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş' anlamında kullanılan bir söz; 2) 'kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış' anlamında kullanılan bir söz.

93 görüntülenme

dişinin kovuğuna bile gitmemek

yiyecek çok az gelmek.

93 görüntülenme

acı (acılar) görmek

kötü günler yaşamak.

93 görüntülenme

ıcığını cıcığını çıkarmak

incelenmemiş, elden geçirilmemiş hiçbir yerini bırakmamak, en küçük ayrıntısına kadar incelemek, didik didik etmek: 'Allah'ın bildiğini kuldan ne saklamalı, ilk önce aklımdan bazı çirkin şüpheler geçer gibi olmuştu. Hastanenin ıcığını cıcığını çıkarmıştım.' -R. N. Güntekin.

93 görüntülenme

gık dememek (gıkı çıkmamak)

sesini çıkarmamak, karşı çıkmamak, yakınmamak.

93 görüntülenme

eline geçmek

1) kazanmak, edinmek, elde etmek: 'Evi sattım, elime bin iki yüz lira kadar bir şey geçti.' -Ö. Seyfettin. 2) rastlamak, bulmak: Eline geçen her kitabı okur. 3) yakalamak.

93 görüntülenme

dan dun konuşmak (etmek)

yerli yersiz, ileri geri konuşmak.

93 görüntülenme

boza olmak

hlk. utanmak, bozum olmak.

93 görüntülenme

açlıktan nefesi kokmak

yoksulluk içinde bulunmak.

93 görüntülenme

feleğini şaşırmak

argo ummadığı bir durumda kalmak, şaşkınlık içine düşmek: 'Bir gün burada koyu ateş renginde bir hotoz görmüştür ki feleğini şaşırmıştır.' -S. Birsel.

93 görüntülenme

anlamazlıktan gelmek (anlamazlığa vurmak)

bir şeyi anladığı hâlde anlamamış gibi davranmak: 'Anlamazlığa vuruyorum, teşekkür ederek ayrılıyorum daireden.' -A. Ümit.

93 görüntülenme

bebek gibi

1) çok güzel (kadın); 2) bebeğe yakışır bir biçimde: 'Annesinin arkasında asılı bir bebek gibi de çantada mışıl mışıl uyurdu.' -N. F. Kısakürek.

93 görüntülenme

beğenmeyen kızını (küçük kızını) vermesin

bir durumun beğenilmemesi karşısında, beğenmeyenin umursanmadığını anlatan bir söz.

93 görüntülenme

felekten bir gün (gece) çalmak

güzel bir gün veya gece geçirmek.

93 görüntülenme

(birini) adam yerine (hesabına) koymak

adamdan saymak, varlığını kabul etmek: 'Anasını durmadan nefes aldırmadan azarlıyor, babasını adam yerine koymuyor, ağzını açarken susturuyordu.' -R. H. Karay. 'Adam hesabına koyup bir hatır sormaz, bir çift lakırtı etmezler.' -M. Ş. Esendal.

93 görüntülenme

kulağına küpe olmak (etmek)

başa gelen bir durumdan alınan dersi unutmamak: 'Bu sözümü kulağına küpe et kızım!' -R. N. Güntekin.

93 görüntülenme

kulak asmak

önem vermek, dinlemek: 'Bunların sözlerine ne diye kulak asıyor, ona göre yapacağın işi kestiriyorsun?' -M. Ş. Esendal.

93 görüntülenme

bir elle verdiğini öbür elle almak

yapar göründüğü bir iyiliği, sağladığı bir çıkarla ödetmek.

93 görüntülenme

gönlünü serin tutmak

sakin, soğukkanlı olmak, hemen heyecanlanmamak.

93 görüntülenme

rüşdünü ispat etmek

1) kanunlara göre ergin sayılacak yaşa gelmiş olmak; 2) mec. herhangi bir konuda yeterli seviyeye geldiğini göstermek.

93 görüntülenme

(birini bir şeye) gark etmek

1) batırmak, boğmak; 2) mec. birine bir şeyi bol bol vermek: 'Bu hayrı ile milletimizi nura gark edeceğine herkes kani idi.' -Y. K. Beyatlı.

93 görüntülenme

döküp saçmak

dağıtmak, ziyan etmek.

93 görüntülenme